





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Hakem'den rivayet edildiğine göre; Kûfe'ye bir adam hakim olmuştu -ismini de söyledi- Zemen b. Eş'as Ebû Ubeyde b. Abdillah'ın insanlara namaz kıldırmasını emretti. Namaz kılarken başını rükûdan kaldırdığı zaman «Allahumme Rabbenâ ve leke'l-hamdu, mil'us-semâvâti ve mil'ul ardi ve mil'u mâ şi'te min şey'in ba'du. Ehle's senâi ve'l mecdi. Lâ mânia limâ a'teyte ve lâ mu'tiye limâ mena'te velâ yenfeu ze'l ceddi minke'l ceddi.» (Allah'ım! Hamd sanadır, yeryüzü ve gökyüzü dolusunca, senin istediğin şeyler kadar, sen övülmeye layıksın ve yücelik ehlisin. Verdiğine engel olacak yoktur. Engel olduğunu da verecek yoktur. Varlıklı ve servet sahibi kimsenin varlığının sana karşı bir faydası olmaz.) diyecek kadar dururdu. Hakem dedi ki: Bunu Abdurrahman b. Ebî Leylâ'ya zikrettim. Ve bana dedi ki: Berâ b. Âzib -radıyallahu anh-'ı şöyle derken dinledim: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı, rükûsu, başını rükûdan kaldırması, secdesi ve iki secde arasındaki oturuşu birbirine aynı gibi yakındı." Şu'be dedi ki: Bunu Amr b. Murra'ya zikrettim. Dedi ki: İbn Ebî Leylâ'yı gördüm onun namazı böyle değildi.
Müslim rivayet etmiştirHadisin manası:''Kûfe'ye bir adam yönetici olmuştu -ismini de söyledi- Zemen b. Eş'as, Ebû Ubeyde b. Abdillah'ın insanlara namaz kıldırmasını emretti.''Bu adam ikinci rivayette söylediği gibi Matar b. Nâciye'dir.Ebû Ubeyde ki o, Abdullah b. Mesud -radıyallahu anh'ın oğludur. -.''Namaz kılıyordu.Namaz kılarken başını rükûdan kaldırdığı zaman Allahumme Rabbenâ ve Leke'l-Hamd diyecek kadar duruyordu.Bu kadar durmak namazın farzlarından bir farzdır.Ama bunun üzerine ''Gökyüzü dolusunca'' Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in- ''İmam semallahu limen hamde derse sizde Rabbenâ velek'el-Hamd deyin''sözü sebebiyle '' müstehaptır.''Allahumme Rabbenâ ve leke'l-Hamd'' sözünün manası dua ve itiraftır.Rabbimiz bizim duamıza icabet et. Bize hidayet vermen ve muvaffak kılmandan dolayı hamd sanadır.''Mil'us-Semâvâti ve Mil'ul'-Ardi'' bu söz ile murad edilen Allah'ın kadrinin yüceltilmesi ve zikredilecek mahlukatın sayısının çokluğudur. Manası:Ey Rabbimiz. eğer bu hamdler cisim olsaydı bütün bunlar, yer ve gök arasın doldururdu.''Mil'e Mâ Şi'te Min şeyin Ba'du'' Senin geniş mülkünde bilmediğimiz şeyler adedince''.''Ehlü's-Senâi vel-Mecdi'' Ey Rabbimiz Sen övülmeye layık olansın. Senâ: Övgü, Mecd: Azamet, hükümranlık ve şerefin en üst derecesidir.Mutlak yüceltme ve övgüye layık olan sadece Allah Azze ve Celle'dir.''Lâ mânia Limâ a'tayte''Senin vermek istediğine engel olacak yoktur.''Ve Lâ Mu'tıye Limâ Mena'te''Yani:Hikmetin ve adaletin ile vermek istemediğini de verecek yoktur.''Ve Lâ Yenfeu Zel Ceddi Minke'l-Ceddi'' Cedd:Zenginlik ve hazdır. Zengin olanın zenginliği ve haz sahibinin hazzı Senin yanında bir fayda vermez.Bu onu azaptan korumaz.Ona sevapta veremez. Sadece fayda verecek olan Senin iradene bağlı olandır. Hakem dedi ki:Bunu Abdurrahman b. Ebî Leylâ’ya zikrettim. O da dedi ki: Berâ b. Âzib radıyallahu anh'ı şöyle derken işittim:’’Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- namazı, rükûsu, başını rükûdan kaldırması, secdesi ve iki secde arasındaki oturuşu birbirine aynı gibi yakındı. Manası: Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem’in- namazı aralarında az bir fark olmasıyla beraber rükünlerin miktarı birbirine yakındır. Kıyamı uzun tutarsa rükûyuda kıyamına yakın bir şekilde uzun tutardı ve kalan diğer rükünlerde de böyle yapmıştır. Eğer kıyamı hafif tuttuysa rüküyuda hafif tutardı. Öyle ki kıyamına yakın olurdu ve kalan diğer rükünlerde de böyle yapardı.Bu hadis bazı zamanlara hamledilir. Yoksa Nebî –aleyhi's-Salâtu ve's selam- bazen namazını uzun tutardı. Bunun üzerine: Bu hadis bazı vakitlerde cereyan etmiştir. Özetle Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem’in- namazı vakit olarak birbirine yakındı. Rükûsu, rüküdan kalkması, secdesi, iki secde arasında oturması vakit olarak birbirine yakındı. Ancak bazı zamanlarda kıyamı ve kıratı uzun tutardı.
Vâil b. Hucr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rukûya gittiği zaman parmaklarını açar. Secde ettiği zaman da ise parmaklarını kapatırdı.
İbn Hibbân rivayet etmiştirHadisin Manası: ''Rükûya gittiği zaman parmaklarını açar. Secde ettiği zaman da ise parmaklarını kapatırdı.'' Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rükûda diz kapaklarını tutar ve parmaklarını açardı. Çünkü bu rukû için daha sağlam ve sırtının ve başının aynı hizada durması için daha sağlam bir duruştur. Secdeye gelince ellerini yere koyardı. Bu şekilde kıbleye yönelme hasıl olması için parmaklarını kapatır ve birbirlerine yapıştırırdı. O şekilde durmak secde esnasında vücuda dayanmada daha çok yardımcı olur.
Mâlik İbnu'l-Huveyris -radıyallahu anh- haber verdi ki, kendisi Peyamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle namaz kılarken görmüştür: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- namazının tek rekâtlarında olduğu zamanlarda (bir müddet) dümdüz oturmadıkça (sonraki rekât için) ayağa kalkmazdı.
Buhârî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetlerinden biri de şudur: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; namazda birinci rekatı kılıp ikinci rekatı kılmak için kalkacağı esnada ve üçüncü rekâttan dördüncü rekâta kalkacağı esnada hafifçe (sırtı dümdüz olacak şekilde) tam bir şekilde oturmadan kalkmazdı. Bu oturuşa dinlenme oturuşu denir. Bu oturuşu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir çok sahabe rivayet etmiştir.
Âsım'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Enes –radıyallahu anh-’a kunuttan sordum. O da: “Rukûdan önce” diye cevap verdi. Bunun üzerine ben: “Falanca, senin (kunutu) rûkudan sonra dediğini iddia ediyor buna ne dersin? dedim." Bunun üzerine Enes-radıyallahu anh-, o yanlış söylemiştir, dedi. Sonra bize Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den şöyle rivayet etti: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rukûdan sonra bir ay kunut yaptı. Suleymoğulları'ndan bazı kabilelere beddua ediyordu.” Enes -radıyallahu anh- sayıda tereddüd ederek dedi ki: (Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-) Kırk ya da yetmiş kurrâyı müşriklere gönderdi. O müşrikler ile Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- arasında yapılmış bir anlaşma olmasına rağmen, o kabileler kurrâlara karşı çıkıp, onları öldürdüler. Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bunlara hüzünlendiği kadar hiçbir kimseye hüzünlendiğini görmedim.''
Muttefekun AleyhHadis-i şerif musibetler karşısında kunut yapmanın meşru olduğunu açıklıyor. Kunutun yeri Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı gibi rükûdan kalkınca olur. Suleymoğulları'ndan bazı kabileler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara gönderdiği kurralardan yetmiş ya da kırk hafızı öldürerek kendileri ile müslümanlar arasındaki anlaşmayı bozmuşlardır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-, rükûdan sonra bir ay kunut yapıp Suleymoğulları'ndan bazı kabilelere beddua etti.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kavim için dua ettiği ya da bir kavme beddua ettiği zaman dışında kunut yapmazdı.
İbn Huzeyme rivayet etmiştirBu hadis-i şerif, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kunut yaptığı yerleri açıklıyor. O yerler ya bir kavim için dua ya da bir kavme beddua ettiği zamandır. Bununla musibetler anında kunut yapmanın meşru olduğu ortaya çıkmaktadır. Başka bir farz namazda kunut yaptığı varid olmamıştır. Kunut yapmak; musibetlerin ve belaların indiği zamana mahsustur. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- müslümanlardan bir topluluk için dua etmesi durumu haricinde kunut yapmazdı. Bu kunut, bazı namazlara özel olup diğer namazlar dışında olmaz diye bir şey yoktur. Yapılacak olursa bütün namazlarda kunut yapmak gerekir.
Ebû Mâlik el-Eşcaî Sa'd b. Târık -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki: Babama dedim ki: Ey babacığım! Muhakkak ki sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali -radıyallahu anhum-'un arkasında ve Ali -radıyallahu anh-'ın arkasında burada Kûfe'de yaklaşık beş yıl namaz kıldın. Sabah namazında kunut yapıyorlar mıydı? Ey oğulcuğum bu sonradan çıkan bir şeydir, dedi.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadisi şerif eğer bir musibet sebebiyle değil ise sabah namazında kunut yapmanın bidat olduğunu bildiriyor. Şeyhulislam dedi ki: Müslümanların başına bir musibet gelmesi haricinde vitir namazı dışında (bir namazda) kunut yapılmaz. Her namaz kılan bütün namazlarda kunut yapabilir. Lakin kunut sabah ve akşam namazlarında musibete uygun olarak daha münasib ve etkilidir. Kim sünneti tedebbur ederse (düşünürse), Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazlarda sürekli olarak kunut yapmadığını kesin bir ilim ile bilecektir.Tevdîhu'l-Ahkâm (2/250).
Abdullah b. Zübeyr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda oturduğu zaman, sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı. (Şehâdet) parmağı ile işarette bulunur, baş parmağını orta parmağının üzerine koyar, sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı.
Müslim rivayet etmiştirHadisin manası: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda teşehhüd için oturduğu zaman dua ederdi.'' Bu hadisi, İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'nın rivayet ettiği şu hadis pekiştirmektedir. ''(Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-) teşehhüd için oturduğu zaman sol elini sol diz kapağının üzerine koyardı." Müslim rivayet etmiştir. Teşehhüd: ''Ettehiyyâtu lillâhi vessalevâtu vettayibât. Esselâmu aleyke eyyuhen-nebiyyü ve rahmetullahi ve berakâtuh. Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn. Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasûlüh." Her türlü hürmet, salavât (dua) ve bütün iyilikler Allâh Teâlâ’ya mahsustur. Ey Nebi! Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Selâm, bizim ve Allah'ın sâlih (doğru hareket eden) kullarının üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem- O'nun kulu ve Rasûlüdür. Dua olarak isimlendirilmesinin sebebi şu sözü: ''Esselâmu aleyke'' ve ''Esselâmu aleynâ'' duadır. Şu sözü: ''Namazda oturduğu zaman, sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı. ''Teşehhüd için oturduğu zaman sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı. Elin diz kapağının yanına ya da üzerine yahut da baldırın üzerine konmasının sebebi abes ile iştigal olmaması içindir. Elin uyluğa konması diz kapağına konmasıyla fark etmez. Çünkü kim ellerini uyluklarına koymaya devam ederse ellerinin parmakları da diz kapaklarına ulaşacaktır. Nesai'de ve diğerlerinde bulunan Vâil b. Hucr -radıyallahu anh-'ın rivayetinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sol elini sol uyluğu ve sol diz kapağının üzerine koydu. Sağ dirseğinin ucunu sağ baldırının üzerine koydu. Şayet namaz kılan kimse dirseğinin ucunu uyluğuna koyarsa şüphe yok ki parmak uçları dizine ulaşacaktır.» Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: İlim adamları elin diz kapağının yanına ya da üzerine konması konusunda görüş birliğine varmışlardır. Bazıları parmakların diz kapağı üzerine konulduğuna atıfta bulunmuştur. O da bu sözün manasıdır: ''Sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı.'' ''Elini koydu'' Burada el ile söylenmek istenilen parmak uçlarından dirseklere kadar. Hadisin zahirine bu durum birinci teşehhüdde de ikinci teşehhüdde de aynıdır. (Şehâdet) parmağı ile işârette bulunurdu. Sözü sebbâbe baş parmağından sonra gelen parmaktır. Sebbâbe/işaret parmağı olarak isimlendirilmesinin sebebi kötü söz söylendiği zaman bu parmak ile işaret edilmesindendir. Müsebbiha olarak da isimlendirilir. Çünkü Allah Teâlâ'yı birleyip O'nu noksan sıfatlardan tenzih ederken bu parmak ile işaret edilir. Teşehhüd yaparken işaret parmağı ile tesbih etmek sahih hadislerde sabit olup sünnettir. Bu babtaki hadisin zahirine göre sünnet olan oturduğu vakitten bitene kadar işaret parmağıyla işaret etmesidir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda oturduğu zaman, sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı. (Şehâdet) parmağı ile işârette bulunur, baş parmağını orta parmağının üzerine koyar, sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı." Sözü buna delalet etmektedir. Yine Müslim'de Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edilen hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- teşehhüd için oturduğu zaman sol elini sol dizinin üzerine, sağ elini de sağ dizinin üzerine koyardı ve elli üç işareti yapıp işaret parmağıyla işaret ederdi. Aynısı Ebu Davud'ta Vâil b. Hucr -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiği hadiste ''Sonra oturdu ve sol ayağını yere serdi, sol elini sol uyluğunun üzerine koydu. Sağ dirseğinin ucunu sağ uyluğunun üzerine koydu. Sonra iki parmağını halka yaptı. Orta parmakla baş parmağını halka yapıp işaret parmağıyla işaret etti. İbn Hacer -rahımehullah- şöyle dedi: ''Diğer rivayetlerinde buna delalet ettiği gibi ilk oturuşundan itibaren böyle yapmıştır.'' Bu şekilde İbn Bâz -rahimehullah- ve Dâimi Fetva Komisyonu fetva vermiştir. Şu sözü: ''Baş parmağını orta parmağının üzerine koydu." Yani, baş parmağı ve orta parmağıyla halka yapıp işaret parmağıyla işaret etti. ''Parmağıyla işaret etti sözü'' İşaret parmağıyla işaret etti demektir. Zikri geçen bütün durumlarda işaret parmağını dik tutmuştur. İşaret parmağıyla işaret etmekteki hikmet; ma'bûd olan (ibadet edilen) Allah Subhânehu ve Teâlâ'yı birlemektir. Namaz kılan kimse bu işaretiyle söz, fiil ve itikadını tevhidte bir araya getirmiş ve birleştirmiş olur. İmam Ahmed'in Müsnedi'nde İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edilen hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurmuştur: «Bu şeytana karşı demirden daha şiddetlidir.» ''Parmağıyla işaret etti.'' sözü, hadisin zahiri hareket ettirmedi demektir. Çünkü işaret hareketten farklı bir şeydir. ''Sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı.'' sözü, diz kapağın sol elinin içine sokar ve onu kabzederdi. Diz kapağı elinde sanki bir lokmaymış gibi olurdu. İkinci durum: Müslim'deki İbn Ömer -radıyallahu anh- hadisinde olduğu gibi elini diz kapağının üzerine kavramadan koyardı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz için oturduğu zaman ellerini dizleri üzerine koyardı. Sol elini açık bir şekilde dizinin üzerine koyardı. Bunun üzerine sünnette teşehhüd yaparken ellerin konulması iki şekilde olur. İkisinden hangisini yaparsa sünnete uygun yapmış olur. En uygun olanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den varid olan şekilde bazen bir uygulamayı bazen de diğer uygulamayı yapmaktır.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi teşehhüdde okuyacağımız duayı öğretirdi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- teşehhüdde şöyle (dua e) derdi: (Tahiyyat Duası) «Et-tahiyyâtu'l-mubârekâtu's-salavâtu't-tayyibâtu li’llâhi es-selâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetullahi ve berakâtuhu es-selâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn. Eşhedu en lâ ilâhe illâllâh ve eşhedu enne Muhammeden Rasûlullah.» (Dilimizle, vücudumuzla ve tüm mallarımızla yapılan ibadetlerin hepsi sadece Allah’a mahsustur. Ey peygamber! Allah’ın rahmeti, bereketi, selâm ve selâmeti senin üzerine olsun. Yine Allah’ın selâm ve saadeti bizim üzerimize ve Allah’ın hayırlı ve salih ameller işleyen kullarının üzerine olsun. Ben kabul eder ve şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ibadet edilecek hak ilâh yoktur ve yine kabul eder ve şahitlik ederim ki, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’ın kulu ve Rasûlüdür.) İbn Rumh'un rivayetinde, ''Bize Kur'an'ı öğrettiği gibi'' ifadesi vardır.
Müslim rivayet etmiştirHadisi şerif teşehhüd siygasını ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tahiyyât duasını onlara Kur'an'dan bir ayeti öğretir gibi hırslı olduğunu açıklamaktadır. Bu sıyga: (Tahiyyat duası) «Dilimizle, vücudumuzla ve tüm mallarımızla yapılan ibadetlerin hepsi sadece Allah’a mahsustur. Ey Peygamber! Allah’ın rahmeti, bereketi, selâm ve selâmeti senin üzerine olsun! Yine Allah’ın selâm ve saadeti bizim üzerimize ve Allah’ın hayırlı ve salih ameller işleyen kullarının üzerine olsun. Ben kabul eder ve şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ibadet edilecek hak ilâh yoktur. Yine kabul eder ve şahitlik ederim ki, Muhammed, Allah’ın kulu ve Rasûlüdür.» Bu sıyga Abdullah b. Mesud -radıyallahu anh-'tan varid olan sıygaya benzemektedir. Sadece farklı olarak ''el-Mubârekât'' ifadesi fazladır ve bu kelimeden sonraki iki kelimedeki vav harfleri atılmıştır. Teşehhüdde varid olan farklı siygaları okumak meşrudur.
Cabir b. Abdillah -radiyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hastayı ziyaret etti ve onun bir yastık üzerinde namaz kıldığını gördü. Yastığı aldı ve attı. (Hasta) dayanacağı bir değnek aldı ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onu da aldı ve attı ve şöyle buyurdu: «Eğer gücün yetiyorsa yere secde et. Yetmiyorsa îmâ ile kıl. Secdeni, rükûdan daha fazla eğilerek yap.»
Bezzâr rivayet etmiştir - Beyhakî rivayet etmiştirHadis-i şerif, alnını yere koyamayan hastanın nasıl namaz kılacağını açıklıyor. Bu kimsenin yapması gereken, onun namazı gücü yettiği şekilde kılmasıdır. Rükû ve secde halinde ima ederek kılar ve secdesinin rükûsundan daha eğimli şekilde olmasına dikkat eder.