





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ukl veya Ureyne kabilelerinden birtakım kimseler Medine'ye geldiler. Ancak Medine'nin havası kendilerine iyi gelmedi ve hastalandılar. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara zekât develerinin bulunduğu yere gitmelerini, develerin sütlerinden ve idrarlarından içmelerini emretti. Onlar da gidip bunu yaptılar. İyileşince Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in çobanını öldürdüler, develeri de önlerine katıp götürdüler. Bu haber günün ilk saatlerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştı. Bunun üzerine onların peşine takipçiler gönderdi. Kuşluk vakti olunca (yakalanıp) getirildiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de onların ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesini, gözlerinin dağlanmasını emretti. Ardından taşlık (Harre) bölgesine bırakıldılar. Su istiyorlar, fakat kendilerine su verilmiyordu. (Ravi) Ebû Kılâbe şöyle dedi: Çünkü bunlar hırsızlık yaptılar, adam öldürdüler, iman ettikten sonra küfre döndüler ve Allah'a ve Rasûlü'ne karşı savaş açtılar.
Muttefekun aleyhUkl ve Ureyne kabilelerinden bazı kimseler Müslüman olarak Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler. Ancak Medine'ye geldikten sonra karınlarının aşırı derecede şişmesine sebep olan bir hastalığa yakalandılar. Medine'nin yiyecekleri ve havası kendilerine uygun gelmediği için orada kalmaktan hoşlanmadılar. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara zekât develerinin bulunduğu yere gitmelerini, develerin sütlerinden ve idrarlarından içmelerini emretti. Onlar da gidip bunu yaptılar. Sağlıklarına kavuşup semizlediklerinde ve yüzlerinin rengi yerine geldiğinde ise, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in çobanını öldürdüler ve develeri önlerine katıp götürdüler. Bu haber günün ilk saatlerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştı. O da hemen onların peşine takipçiler gönderdi. Çok geçmeden yakalanarak kuşluk vakti esir olarak Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna getirildiler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, çobana yaptıklarının karşılığı olarak ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesini ve gözlerinin oyulmasını emretti. Ardından Medine'nin taşlık (Harre) bölgesine bırakıldılar. Su istediler, fakat kendilerine su verilmedi; sonunda bu hâlde can verdiler. (Ravi) Ebû Kılâbe -rahimehullah- şöyle demiştir: Onlar hırsızlık yaptılar, adam öldürdüler, iman ettikten sonra küfre döndüler ve Allah'a ve Resûlü'ne karşı savaş açtılar.
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim had cezasını gerektiren bir suç işler de cezası bu dünyada peşinen verilirse; Allah, kuluna ahirette cezayı tekrarlamaktan çok daha adildir. Kim de had cezasını gerektiren bir suç işler, Allah da onun bu suçunu örter ve onu affederse; Allah, affettiği bir şeye yeniden dönmekten (ondan dolayı tekrar ceza vermekten) çok daha kerem sahibidir.»
Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- zina ve hırsızlık gibi şer'î had cezasını gerektiren günahlardan birini işleyen kimsenin, dünyada bu suçun cezasını görüp hakkında had cezası uygulanması hâlinde, bu cezanın o günahına kefaret olacağını ve âhiretteki cezasını düşüreceğini açıklamıştır. Çünkü Allah Teâlâ, kuluna aynı suçtan dolayı hem dünyada hem de âhirette iki defa ceza verecek değildir. Yine Allah'ın dünyada ayıbını örttüğü, bu sebeple o günahından dolayı cezalandırılmayan ve ardından Allah'ın kendisini affedip bağışladığı kimseye de, Allah Teâlâ bağışladığı bir günah sebebiyle tekrar ceza verecek kadar kerem ve cömertlikten uzak değildir.
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında Abdullah adında bir adam vardı ve ona eşek lakabı takılmıştı. Bu adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i güldürürdü. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu içki içtiği için kırbaçla cezalandırmıştı. Bir gün bu adam huzuruna getirildi ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kırbaç vurularak cezalandırılmasını emretti. Halktan bir adam, “Ey Allah'ım! Ona lanet et! Ne sıklıkla buraya getiriliyor!” dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ona lanet etmeyin; çünkü Allah'a yemin ederim ki, o Allah'ı ve Rasûlünü sever.»
Buhârî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında, eşek lakaplı Abdullah adında bir adam vardı. Bu adam, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bazı sözleriyle güldürürdü. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- alkol içtiği için onu kırbaçlatmıştı. Bir gün alkol aldıktan sonra getirildi ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kırbaçlanmasını emretti. Orada bulunanlardan biri ona lanet okuyarak şöyle dedi: "Allah ona lanet etsin, buraya ne sıklıkla şarap içmiş halde getiriliyor?" Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Onun Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılması için dua etmeyin. Çünkü Allah'a yemin ederim ki, onun hakkında Allah'ı ve Rasûlünü sevmesinden başka bir şey bilmiyorum.
Ebu'd-Derdâ -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Size oruç, namaz ve zekâttan daha hayırlı bir şey söylemeyeyim mi?» Dediler ki: Evet. Nebî -aleyhisselam- dedi ki: «İnsanlar arasında sulh olsun; çünkü insanlar arasındaki anlaşmazlık her şeyi yok eder.»
Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine şöyle sordu: "Size, sık sık nafile oruç tutmanın, nafile namaz kılmanın ve sadaka vermenin sevabından daha hayırlı olanı söyleyeyim mi?" Sahabeler: "Evet," dediler. Nebî -aleyhisselam- şöyle buyurdu: Anlaşmazlık yaşayan taraflar arasını ıslah etme, anlaşmazlığın insanlar arasında bölünmeye, yabancılaşmaya, nefrete ve uzaklaşmaya yol açtığı durumlarda gereklidir; çünkü aralarındaki ilişkilerin bozulmasından kaynaklanan nefret, tıpkı bir usturanın kılları yok etmesi gibi, dini ve dünyayı yok edebilecek ve ortadan kaldırabilecek bir özelliktir.
Ben yedi yaşımda iken, Vedâ haccında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında bana da haccettirdiler.
Buhârî rivayet etmiştirSâib İbni Yezîd -radıyallahu anh- yaşı küçük olan sahabelerden birisidir. Nebi -sallallahu aleyhi ve selem- döneminde ailesi ile birlikte hac yapmış ve böylece Vedâ haccına şahit olmuştur. Nebi -sallallahu aleyhi ve selem- küçük çocuklarına hac yaptıran bu aileyi görmüş ve onları onaylamıştır. Küçük çocuğun yaptığı hac nafile olup, buluğa erdiği zaman tekrardan üzerine farz olan hac ibadetini yapması gerekir. Küçük çocuklar da büyükler gibi, ihrama girmek, elbiseleri çıkarmak, telbiye getirmek gibi hac ibadetlerini yaparlar. Şayet küçük çocuk bazı ibadetleri yapamaz ise onun yerine anne ya da babası gibi büyükler yaparlar. Bkz, Şerhu'l-Camii's-Sahîh, 12/473, Umdetu'l-Karî, 10/218, Nuzhetu'l-Muttakîn, 2/898, Şerhu Riyazi's-Salihîn, İbn Useymîn, 5/326-327.
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisini ve eşyalarını taşıyan bir deve ile haccetmiştir.
Buhârî rivayet etmiştirAllah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- devenin üzerine koyulan hevdeç (devenin üstüne oturmak için konulan bir çeşit sepet) olmadan haccetmiştir. O’nun eşyalarını, yiyeceğini taşıyan başka bir devesi de olmamıştır. Bilakis eşyalarını kendi bindiği devesinde taşımıştır. Bu da Onun ne kadar zühd sahibi olduğuna ve dünya malına tamah etmediğine delalet eder. Hac ibadetinde çok fazla rahat ve refah içinde olunmayarak Allah Rasûlü –sallalahu aleyhi ve sellem-'i en güzel şekilde örnek almış oluruz. Ancak bu hadis, hacda lüks, konforlu bineklere binilmesinin haram olduğuna da delalet etmez.
Ukâz, Mecenne ve Zülmecâz cahiliye dönemindeki panayırlardandır. (Sahabeler) hac mevsiminde ticaret yaparak günaha girmekten korkuyorlardı. Bunun üzerine“-Hac mevsiminde ticaret yaparak- Rabbinizden gelecek bir lütfu aramanızda sizin için bir günah yoktur.” mealinde ki ayeti kerime nazil oldu. (Bakara 2/198)
Buhârî rivayet etmiştirBu mekanlar, müşriklerin hac mevsiminde ticaret yaptıkları panayırlarındandı. Hac mevsiminde sahabeler -radıyallahu anhum- ticaret yaptıklarında günaha girmekten korkarlardı. Allah Azze ve Celle bu ayeti indirerek hac mevsiminde ticaret yapılmasının hac ibadetini ifsat etmeyeceğini beyan etmiştir. Buna göre hacda ticaret yapmak caizdir. Ancak en güzel ve evlâ olanı hac ibadeti ile meşgul olmaktır. İşte en faziletli olan da budur.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- idmana çekilmiş ve zayıflatılmış atları el-Hafyâ'dan başlayıp Seniyyetu'l-Vedâ'ya kadar koşturtup yarıştırdı. Diğer defa da idmana çekilmemiş atları Seniyye'den tâ Benû Zurayk Mescidi'ne kadar koşturtup yarıştırdı. İbn Ömer: Ben de koşturup yarış edenler içinde idim, demiştir. Sufyân şöyle demiştir: el-Hafyâ'dan Seniyyetu'l-Vedâ'ya kadar beş yada altı mil; Seniyye ile Benû Zurayk Mescidi arası bir mildir.
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- cihada hazırlanır ve sebeplerine sarılırdı. Allah Teâlâ'nın şu buyruğu ile amel ederdi: " Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı korkutursunuz" (Enfal suresi: 60) Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- atları idmanlı hale getirir ve atlara iyi binmeyi öğrenmeleri için ashabına atlara binip yarış yapma eğitimi verirdi. Atlar üzerinde vur kaç tekniğini öğretir ve bazen öğrenip deneyimli olmaları için idmanlı atlarla hızlı şekilde yarışmayı bazende idmansız atlarla yarışmayı takdir ederdi. Böylelikle sahabeler cihada hazır olurlardı. Bundan dolayı güçlenene kadar itidalli bir şekilde yedirilip aç bırakılmış atlar üzerinde yaklaşık altı mil yarış yaptırırdı. Bazende bir mil bu özelliklere sahip olmayan atlar üzerinde yarış yaptırırdı. Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhu- bu yarışlara katılan sahabenin gençlerinden birisiydi.
Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- (karnına aldığı darbe sebebiyle) cenini düşen kadın hakkında insanlarla istişare etti. Muğira b. Şu'be -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bu hususta Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in köle ya da cariyenin diyeti ile hükmettiğine şahit oldum. Ömer -radıyallahu anh- seninle buna şahitlik eden birini bana getir dedi. Muhammed b Mesleme -radıyallahu anh-, onunla birlikte buna şahitlik etti.
Muttefekun AleyhBirinin kadına zarar vermesinin akabinde kadın doğum vakti gelmeden önce çocuğunu ölü olarak doğurdu. Adil halife Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- genellikle hüküm ve işlerinde arkadaşları ve onların içinden alim olanlarıyla istişare ederdi. Bu kadın, vakti dolmadan ölü bir şekilde çocuğunu doğurduğunda, diyeti hakkında nasıl hüküm verceğini bilemedi. Bu hususta sahabelerle iştişare etti. Muğira b. Şu'be -radıyallahu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ceninin diyeti olarak köle ve cariyenin diyeti kadar hükmettiğine sahit olduğunu haber verdi. Ömer -radıyallahu anh- bu hükmü doğrulamak istedi ki, kıyamet gününe kadar genel bir şer'î hüküm olsun. Muğira b. Şu'be -radıyallahu anh-'dan sözünün doğruluğuna ve sözü doğru aktardığına şahitlik edecek birisini getirmesini istedi. Muhammed b. Mesleme el-Ensârî -radıyallahu anh-, Muğîra -radıyallahu anh-'ın söylediği sözün doğruluğuna şahitlik etti. Allah onların hepsinden razı olsun.