





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ya Rasûlullah! Beni Cennet'e sokacak, Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?" dedim. O da şöyle buyurdu: «Bana gerçekten büyük bir şey hakkında sordun. Ancak Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için bu elbette kolaydır: Allah'a ibadet edersin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılarsın, zekâtı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beyti (Kâbe'yi) haccedersin.» Sonra şöyle buyurdu: «Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır, sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günahı söndürür, bir de insanın gecenin ortasında kıldığı namaz vardır.» Sonra {Onların yanları yataklardan uzaklaşır...} (Secde, 16) ayetini {...yaparlardı} kısmına kadar okudu. Sonra şöyle dedi: «Sana işin başını, direğini ve zirvesini haber vereyim mi?» Ben: “Evet, Ya Rasûlullah!” dedim. O da şöyle dedi: «İşin başı İslam, direği namaz, zirvesi cihattır.» Sonra şöyle buyurdu: «Bütün bunların da özünü sana haber vereyim mi?» Ben, evet Ya Rasûlullah! dedim. Dilini (eliyle) tuttu ve «İşte bunu koru» buyurdu. Ben de: Ey Allah'ın Peygamberi! Biz söylediğimiz sözlerden dolayı hesaba mı çekileceğiz? dedim. O da şöyle buyurdu: «Annen seni kaybetsin ey Muâz! İnsanları yüzükoyun Cehennem'e sürükleyen şey, dillerinin ekip biçtiğidir.»!
Tirmizî rivayet etmiştirMuâz -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Bir yolculukta Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdim ve bir gün yürürken ona yaklaştım. "Ya Rasûlullah! Beni Cennet'e sokacak, Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?" dedim. Şöyle dedi: “Bana nefisler üzerine ağır gelen, büyük bir amel sordun. Şüphesiz bu, Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için kolay ve basittir. İslam'ın farzlarını yerine getir: Birincisi: Yalnızca Allah'a ibadet eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. İkincisi: Gerekli şartları, rükünleri ve farzlarına riayet ederek bir gün ve gecede farz kılınan beş vakit namazı (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) kılarsın. Üçüncüsü: Farz olan zekâtı verirsin. Zekât; şer‘an belirlenmiş bir miktara ulaşan maldan, hak sahiplerine verilen malî bir ibadettir. Dördüncüsü: Ramazan orucunu tutarsın. Oruç şafak vaktinden gün batımına kadar ibadet niyetiyle yeme, içme ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır. Beşincisi: Allah Teâlâ’ya ibadet maksadıyla menâsiki yerine getirmek için Mekke’ye giderek Beytullah’ı haccedersin. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Sana hayır kapılarına ulaştıran yolu göstereyim mi? Bu, farzların peşinden nafile ibadetleri yapmakla olur: Birincisi: Nafile oruç tutmaktır. Bu, nefsin arzularını kırarak ve kuvveti azaltarak günahlardan sakınmayı sağlar. İkincisi: Nafile sadaka vermektir. Bu, işlenmiş günahı söndürür, ortadan kaldırır ve izlerini siler. Üçüncüsü: Gece yarısının son üçte birlik kısmında Teheccüd namazı kılmaktır. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu âyeti okudu: {Yanları uzaklaşır} yani kalkarlar {yataklardan} yani yattıkları yerlerden, namaz, zikir, Kur'an tilaveti ve dua ile {Rablerine anarlar} {korku ve umut ile, verdiğimiz rızıktan infak ederler. Hiç kimse, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.} yani öyle nimetler ki, gözlerini o gün (kıyamet gününde) ve Cennet'te hoşnut edecek, gönüllerini ferahlatacaktır ve {yapmakta olduklarına karşılık olarak} verilecektir. Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Sana dinin aslını, dayandığı direğini ve onun zirvesini haber vereyim mi?" Muâz -radıyallahu anh- şöyle dedi: Evet, Ey Allah'ın Rasûlü! Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “İşin başı İslâm’dır; bu da iki şehâdettir. Bu iki şehâdetle kişi dinin aslını elde eder.” Dinin direği namazdır; namazsız İslâm olmaz. Nasıl ki bir ev direksiz olmaz, o zaman namazsız din ayakta durmaz. Kim namaz kılarsa dini güçlü ve yüce olur. İslam'ın zirvesi ise cihaddır; yani Allah’ın kelimesini yüceltmek için din düşmanlarıyla savaşta gayret göstermektir. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: “Sana bütün bunların sağlamlaştırıcısını ve tamamlayıcısını haber vereyim mi?” Bunun üzerine dilini tutarak şöyle dedi: “İşte bunu koru! Seni ilgilendirmeyen şeyleri konuşma.” Muâz -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Rabbimiz söylediğimiz her sözden dolayı bizi hesaba çeker ve bununla bizi cezalandırır mı?!” Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Annen seni kaybetsin." Bu sözle kastı ona beddua etmek değildir; bu, Arapların dikkat çekmek ve bir konunun önemini vurgulamak için kullandığı bir ifadedir. Sonra sözlerine şöyle devam etmiştir: “İnsanları yüzüstü ateşe sürükleyip oraya atan şey, dilleri ile ekip biçtikleridir. Bunlar; küfür, iftira, hakaret, gıybet, koğuculuk, yalan isnat ve bunlara benzer sözlerdir.
İbni Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbi -Tebâreke ve Teâlâ-'dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ, iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Allah bunu yapılmış tam bir iyilik olarak yazar. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Allah o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Şayet insan bir kötülük yapmak ister de onu yapmadan vazgeçerse, Allah bunu ona tam bir sevap olarak yazar. Eğer bu kötülüğü yapmak ister ve bu kötülüğü yaparsa, Allah; o kötülüğe sadece bir günah olarak yazar.»
Buhârî ve Müslim Sahih'lerinde bu lafızlarla rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın iyilik ve kötülükleri takdir ettiğini sonra da iki meleğe bunu nasıl yazacağını öğrettiğini haber vermiştir. Kim bir iyilik yapmak ister, bunun için çaba sarf eder de yapamazsa ona bir sevap yazılır. Şayet bu iyiliği yaparsa on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla sevap olarak kendisine yazılır. Buradaki artış kişinin kalbindeki ihlası ve sağladığı faydaya göre farklılık gösterir. Kim bir kötülük yapmak ister bunun için çaba sarf eder sonra bunu yapmaktan Allah için vazgeçerse ona bir sevap yazılır. Ancak sebeplerini yerine getirmediği için meşgul olduğundan dolayı bu kötülüğü yapamadıysa ona bir şey yazılmaz. Acizliğinden dolayı terk ederse niyetine göre yazılır. Şayet bu günahı işlerse bir günah yazılır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Her kim beni tanıyan ve ihlâs ile bana ibadet eden bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona savaş ilan ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan bir şeyle yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder; nihayet ben onu severim. Onu sevdiğim zaman, artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse mutlaka ona veririm. Benden sığınma dilerse, mutlaka onu korurum.»
Buhârî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kutsi bir hadiste Allah -Azze ve Celle-'nin şöyle buyurduğunu haber vermiştir: «Kim benim dostlarımdan birine eziyet eder, onu kızdırır veya ona buğz ederse, ben ona bunu haber verir ve ona düşmanlığımı ilan ederim.» Veli, takva sahibi Mümindir. Kulun Allah'ın velayetindeki payı, sahip olduğu iman ve takva derecesine göredir. Hiçbir şey, bir Müslümanı Rabbine, farz ibadetler ve haramlardan kaçınmaktan daha sevimli kılamaz. Bir Müslüman, farzların yanı sıra nafile ibadetlerle de Rabbine yakınlaşmaya devam eder ve sonunda Allah'ın sevgisine erişir. Allah bir kulunu sevdiğinde, Allah o kula şu dört azasında yardım eder ve isabet ettirir: Allah Teâlâ, kulunun işitmesinde ona yol gösterir, böylece yalnızca Allah'ın hoşuna giden şeyleri duyar. Bakışlarında ona yol gösterir, böylece yalnızca Allah’ın bakılmasını sevdiği ve razı olduğu şeylere bakar. Eliyle yapacağı şeylerde ona yol gösterir, dolayısıyla Allah'ın razı olacağı işler dışında eliyle hiçbir şey yapmaz. Ayağıyla gideceği yerler hususunda kuluna yol gösterir, böylece ancak Allah'ın razı olacağı şeye doğru yürür ve yalnızca hayırlı işlere gider. Bununla birlikte, eğer Allah’tan bir şey dilerse, Allah ona istediğini verir; böylece duası kabul olunur. Eğer Allah'a sığınır ve O'ndan korunma dilerse Allah -Subhânehû ve Teâlâ- onu korktuğu şeyden korur, muhafaza eder.
Ebû Muhammed Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden hiçbiriniz, arzusu benim getirdiğime tâbi olmadıkça gerçek iman etmiş olamaz.»
Hadisi Kitâbu'l-Hucce'de sahih bir senetle rivayet ettikBir kimsenin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiği emirler, yasaklar ve diğer şeylere sevgiyle bağlı olmadıkça, yani emrettiğini sevmedikçe, yasakladığı şeyi de kerih görmedikçe, gerçek anlamda tam bir Mümin olamayacağını Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- açıklamıştır.
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Dört şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kimse tam bir münafıktır. Kimde bunlardan bir özellik bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet var demektir. Bunlar; konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünü tutmaz, tartıştığında haddi aşar, anlaşma yaptığında ihanet eder.»
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanda bulunması halinde, münafıklara çok benzemesine sebep olacak dört özellikten sakındırmıştır. Bu, söz konusu özellikler kişide baskın bir şekilde yerleşmişse geçerlidir. Yoksa nadiren görülen kimse bu kapsama girmez. Bunlar şunlardır: Birincisi: Konuştuğunda, kasten yalan söylemesi ve sözünde doğru olmamasıdır. İkincisi: Bir antlaşma yaptığında ona vefa göstermemesi ve muhatabına hıyanet etmesidir. Üçüncüsü: Söz verdiğinde sözünde durmaması ve verdiği sözü bozmasıdır. Dördüncüsü: Bir kimseyle tartışıp kavga ettiğinde, kavgası şiddetli olur, haktan sapar, onu çürütmek ve geçersiz kılmak için hileye başvurur, haksızlık eder ve yalan söyler. Nifak, içten farklı olanı dışa vurmaktır. Bu anlam, bu özelliklere sahip kişide mevcuttur. Onun nifakı, kendisiyle konuşanlara, verilen sözlere, emanet edilenlere, tartıştıklarına ve yapılan ahitlere karşı olur; İslam’da açıkça nifak içinde olan ve küfrü gizleyip, İslam'ını gösteren bir münafık değildir. Kimde bu özelliklerden biri bulunursa, o kişide o özelliği terk edene kadar nifaktan bir alamet vardır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Muhammed’in canı elinde olan zata yemin olsun ki; bu ümmetten Yahudi veya Hristiyan herhangi bir kimse beni duyar da, sonra benimle gönderilen dine iman etmeden ölürse, mutlaka Cehennem ashabından olur!»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ adına yemin ederek, bu ümmetten Yahudi, Hristiyan ya da bunlar dışında herhangi birisine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in daveti ulaşır da sonra gönderilen bu dine iman etmeden ölürse, Cehennem ashabından olur ve orada ebedi kalacaktır.
Âişe ve İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demişlerdir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vefatı yaklaşınca elbisesini yüzünün üzerine örtmeye başladı. Bunaldı mı onu yüzünün üzerinden açardı. O bu halde iken: ''Allah'ın laneti Yahudilerle Hristiyanlara olsun. Çünkü onlar peygamberlerinin kabirlerini mescit edindiler.'' diye buyurarak onların yaptıklarının aynısını yapmaktan sakındırıyordu.
Muttefekun aleyhÂişe ve İbn Abbas -radıyallahu anhuma- bizlere Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vefatına yakın son anlarında yüzünü bir bez parçası ile örttüğünü, ölümün sekeratı sebebiyle nefes alması zorlaştığında da yüzünü açtığını haber vermişlerdir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu zor halde iken şöyle buyurmuştur: Allah'ın laneti Yahudilerle Hristiyanlara olsun, rahmetinden onları uzak tutsun. Çünkü onlar, peygamberlerinin kabirlerini mescit edindiler. Bu durum bu kadar tehlikeli olmasaydı böyle bir vakitte bunu söylemezdi. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetini bu işi yapmaktan men etmiştir. Çünkü bu Yahudi ve Hristiyanların amelidir ve Allah Azze ve Celle-'ye şirk koşmaya götüren bir vesiledir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ım! Kabrimi ibadet edilen bir vesen (ibadet ve tapınma yeri) kılma! Peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinen topluluğa Allah lanet etmiştir.»
Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; kabrinin, insanların tazim ederek ibadet ettikleri ve oraya yönelip secde ettikleri bir tapınma yeri olmaması hususunda Rabbine dua etmiştir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ'nın, peygamberlerin kabirlerini mescit edinen kimseleri rahmetinden kovup uzaklaştırdığını haber vermiştir. Çünkü bu kabirlerin mescit edinilmesi, ibadet edilmesine ve batıl inançlara vesile olur.
Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-’den rivâyet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Mükâfatın büyüklüğü, belanın şiddetine göredir. Allah, sevdiği topluluğu belâya uğratır. Kim başına gelene rıza gösterirse Allah ondan hoşnut olur. Kim de rıza göstermezse, Allah'ın gazabına uğrar.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste Mümin kimsenin nefsine, malına ve diğer şeylere gelen musibetlerinden haber vermiştir. Eğer sabrederse Allah o musibetlere karşı ona sevap verir. Musibet ne kadar büyük olursa tehlikesi de o kadar büyük olur. Allah tarafından sevabı da o ölçüde büyük olur. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- musibetlerin Allah’ın mümini sevmesinin alametlerinden/işaretlerinden olduğunu beyan etmiştir. Allah’ın kaderi ve kazası şüphesiz ki olacaktır. Ancak kim sabreder ve razı olursa. Allah bunun karşılığında sabretmesiyle ona sevabını verecektir ve bu da sevap olarak ona yeter. Kim de Allah’ın kazasına ve kaderine kızar ve hoş görmez ise Allah da ona kızar ve bu da ona ceza olarak yeter.