





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Hureyre -radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Medine'nin kapıları ve yollarında bir takım melekler vardır. Medine'ye tâûn hastalığı da, Deccâl de giremez"
Muttefekun AleyhBu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'nin daziletlerinden biriside girişinde ve yollarında onu koruyan meleklerin olduğudur. Bununla birlikte -bulaşıcı ve çabuk öldüren- tâûn hastalığı ve Mesih Deccâl de giremez.
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim ezanı işittiğinde: ‘Ey bu mükemmel ezanın ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi ve fazileti ihsan et. Onu, kendisine vadettiğin Makâm-ı Mahmûd'a kavuştur’ derse, kıyamet günü şefaatim ona helal olur.»
Buhârî rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- müezzin ezanı bitirdikten sonra kim şu duayı okursa (büyük bir mükâfata ereceğini) açıklamaktadır. (Ey bu davetin Rabbi olan Allah'ım!) Yani kendisiyle Allah’a ibadete ve namaza çağrılan ezan lafızlarının, (eksiksiz/tam olan...) mükemmel, noksansız olan tevhid ve risalet davetinin (ve kılınacak olan namazın Rabbi!) sürekli kılınan ve az sonra ikame edilecek olan namazın Rabbi! (Muhammed’e vesileyi...) Cennet'te sadece -sallallahu aleyhi ve sellem-'e layık olan o en yüce makamı ver. Tüm yaratılmışların mertebelerinin üstündeki o müstesna makamı bahşet. (Ve onu makam-ı mahmuda ulaştır.) sahibinin övüldüğü o makama, yani kıyamet günündeki Büyük Şefaat (Şefaat-i Uzma) makamına ulaştır; (kendisine vadettiğin...) şu sözünle vadettiğin: 'Rabbinin seni bir Makam-ı Mahmud’a ulaştıracağını umabilirsin' (İsrâ, 79) ve bu makamı ona (sallallahu aleyhi ve sellem) tahsis et." Bu duayı okuyan kimse, kıyamet günü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şefaatine layık ve nail olur.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ''Mezarlık ve hamam (yıkanılan ve def-i hacet giderilen yer) hariç bütün yeryüzünün tamamı mesciddir.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirÖlülerin defnedildiği yer hariç yeryüzünün hepsi namaz kılma yeridir. Bu yasak mezarlığın duvarının alanı içinde kalan her yeri kapsar. Yasak şifa bulmak için sıcak su ile yıkanılan (hamam gibi) yerleri de kapsar. İmam Nevevî - rahimehullah- şöyle demiştir: Şeytan'ın sığındığı yerde namaz kılmak ittifak ile mekruhtur. Bunlar; içki içilen yerler, meyhaneler, ticaret yapılan yerler ve benzeri şekilde günahların ve kötülüklerin işlendiği yerler, kiliseler, manastırlar ve tuvaletler gibi yerlerdir.
Enes -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kıble yönünde (duvarda) tükürük gördü. Bu kendisine o kadar ağır geldi ki, üzüldüğü yüzünden besbelli oldu. Kalktı ve eliyle onu kazıdı. Sonra şöyle buyurdu: «Herbiriniz namazına durduğu vakit şüphesiz Rabb'ı ile münâcât eder yâhud Rabb'ı kendisi ile kıblesi arasındadır. O hâlde hiçbiriniz kıblesine doğru tükürmesin. (Şayet tükürmeye mecbur kalırsa) ya sol tarafına veya ayaklarının altına tükürsün.» Bunu söyledikten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ridâsının kenarını tutup içine tükürdü, sonra bir kısmını diğeri üzerine dürerek: «Yâhut işte böyle yapar.» buyurdu.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıble duvarında tükürük gördü. Bu kendisine o kadar ağır geldi ki, üzüldüğü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüzünden besbelli oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisi kalkıp ümmetine öğretmek, Rabbi -Celle Celâluhu-'ya karşı tevazusu ve O'nun evine olan sevgisi sebebiyle mübarek eliyle tükrüğü izale etti. Sonra eğer bir kul namaza durursa kul, duası,zikri, Kur'an okuması ile Rabbine münacaat eder. Bu makamda yapması gereken namazında huşulu olması, münacaat ettiği varlığın yüceliğini düşünmesi ve kalbiyle ona yönelmesi ve Allah Teâlâ'ya karşı edepsizlik yapmaktan uzak durması, kıble tarafına doğru tükürmemesi gerektiğidir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılan kimsenin bu durumda ne yapması gerektiğini göstermiştir ki, bu da tükürmek zorunda kalan kimsenin sol tarafına ya da sol ayağının altına yahut da elbisesine ve benzeri şeylere tükürmesi şeklinde olacaktır. Elbisesine bulaşanı ortadan kaldırmak için elbisenin bir tarafını diğer tarafıyla kazıyacaktır. Namaz kılan kişinin Allah Teâlâ gökyüzünde ve arşının üzerinde olmasına rağmen O'nun ile karşılaşmasını, O'na doğru yöneldiğini düşünmesi gerekir. O namaz kılan kişinin önündedir. Çünkü O her şeyi kuşatandır. "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (Şura Suresi 11) Bu; Allah'ın, insanlarla beraber olması ya da namaz kılan kimsenin kıldığı mekanda bulunması manasına gelmez. Allah Teâlâ bunlardan münezzehtir. Allah Teâlâ namaz kılan kişiye yakındır. Dua eden kişiye de kendi yüceliğine yaraşır bir şekilde yakındır. Yaratılmışın yaratılmışa yakınlığı gibi değildir. Ancak bu yakınlık yaratan celle ve alânın yarattığına yakınlığıdır. Bunun örneği yaratmasındadır, en güzel örnek Allah'a aittir. Güneş senin üzerindedir, bununla beraber doğarken ve batarken önündedir.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben mescidleri yükseltip genişletmekle emrolunmadım.» İbn Abbâs dedi ki: "Vallahi siz Yahudî ve Hristiyanların (kilise ve havralarını) süsledikleri gibi mescidleri süsleyeceksiniz.''
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirBurada ''Teşyid el-Mesacid'' ifadesi ile anlatılmak istenen Begavî'nin de dediği gibi mescidin binasının yükseltilmesi ve uzun yapılmasıdır. Böbürlenme, riya ve gösteriş olmadığı müddetçe mescidlerin binasının sağlam bir şekilde bina edilmesi, süslemeden, dekor yapmadan, yaldızlar ile bezemeden sağlam bir şekilde yapılması mekruh değildir. Osman b. Affân -radıyallahu anh- hadisinde olduğu gibi: ''Kim Allah için bir mescid bina ederse Allah da onun için Cennet'te aynısını bina eder.'' Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescidi kerpiç tuğladan, tavanı hurma dallarından, direkleri hurma ağacı kütüğünden idi. Ebu Bekir -radıyallahu anh- mescide bir ekleme yapmadı. Ömer -radıyallahu anh- ise kendi döneminde mescidin tahtaları ve dalları eskiyip çürüdüğü zaman mescidi ilk bina edildiği gibi yaptı ve biraz genişletti. Osman -radıyallahu anh-'ın dönemi geldiği zaman o, mescidin alanını büyük bir genişletme ile büyüttü. Duvarlarını taştan yaptı ve sıvadı. Direklerini de taştan, tavanını ise ağaçtan yaptı. İçine mescidin binasına kuvvetlendirici şeyler yaptı. Osman -radıyallahu anh-'ın yaptıklarının tamamı süsleme ve dekorasyon yapmaksızın sağlamlaştırma idi. Sıva yapması, süsleme gerektirmeyen dekor ve yaldızlama olmaksızın yapıldı. Nakışlı taşlara gelince onun emri ile olmayıp öylece oluvermiştir. Sahabelerden onun bu yaptığına itiraz edenlerin bu yaptığını yasaklamayı gerektiren bir delilleri yoktur. Sahabelerin itirazları, Peygamber -sallalalhu aleyhi ve sellem-'in ve Ömer -radıyallahu anh-'ın mescidin binasında yaptığı gibi yapmaya teşvik etmek olup süslenmesinin terk edilmesidir. Bu da mescidin bina edilmesini ve yükseltilmesini yasaklamayı gerektirmez.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ashabıma sövmeyin! Çünkü sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın infak etse, onların bir müd (avuç dolusu) kadar infakına, hatta onun yarısına bile ulaşamaz.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına, özellikle de Muhacirler ve Ensar'dan ilk iman edenlere sövmeyi yasaklamıştır. Ayrıca, bir kişinin Uhud Dağı kadar altını infak etmesinin, sahabelerden birinin bir müd (iki avuç dolusu) yiyecek veya yarısı kadar yaptığı infakın sevabına ulaşamayacağını bildirmiştir. Bu, onların daha samimi oluşları, niyetlerindeki doğrulukları ve Mekke’nin fethinden önceki zor zamanlarda infak edip savaşmaları sebebiyledir. Bu dönemlerde ihtiyaç çok daha büyük olmuştur.
Câbir -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bedir'e ve Hudeybiye'ye katılmış olan hiçbir kimse Cehennem ateşine girmeyecektir.»
Ahmed rivayet etmiştir ve aslı Sahih-i Müslim'dedirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, hicretin ikinci yılında gerçekleşen Bedir Muharebesi'nde kendisiyle birlikte savaşan veya hicretin altıncı yılında gerçekleşen Hudeybiye Antlaşması'nda (Rıdvan Biatı'nda) hazır bulunan hiçbir kimsenin Cehennem'e girmeyeceğini müjdelemiştir.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Bekir ve Ömer için şöyle buyurdu: «Bu ikisi, peygamberler ve rasûller hariç, gelmiş geçmiş tüm cennet ehli yetişkinlerinin efendisidir.»
Tirmizî rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir Sıddık ve Ömer el-Farûk'un -radıyallahu anhuma-'ın peygamber ve resullerden sonra insanların en hayırlısı ve Cennet ehlinin en faziletlisi olduklarını beyan etmiştir.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hasan ve Hüseyin Cennet gençlerinin efendileridir.»
Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-; Ali b. Ebû Tâlib ve kızı Fâtıma'nın oğulları olan iki torunu Hasan ve Hüseyin'in, peygamberler ve Hulefa Raşidin müstesna, dünyada hangi yaşta ölürse ölsün Cennet'e girenlerin ve oradaki tüm gençlerin en faziletlileri (efendileri) olduğunu bildirmiştir.