





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab: Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnat ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir." buyurdular.
Müslim rivayet etmiştirAllah Rasulü –sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına -radıyallahu anhum- şöyle sormuştur: "Müflisin kim olduğunu biliyor musunuz?" Onlar da insanlar arasında bilinen tarifini yaparak, parası ve malı olmayan fakir kimsedir, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-; onlara bu ümmetin müflisinin kıyamet günü namaz, oruç ve zekat gibi çokça salih amellerle, azametli hayır hasenatla geleceğini, ama falancaya sövdüğü, filancaya vurduğu, falancanın malını aldığı, filancaya zina iftirası attığı, falancanın kanını döktüğü için insanlar ondan hakkını almak isteyecekler, dünyada alamadıklarını ahiret de alacaklardır. Ondan kısas yapılarak; onun hasenatından adalet gözetilerek alınıp hak sahiplerine verilecektir. İyilikleri tükendiğinde hak sahiplerinin günahları onun üzerine yüklenilip, sonra da cehenneme atılacağını haber vermiştir.
Enes -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Yâ zelcelâli vel-ikram, duâsına devam ediniz.” Tirmizî rivâyet etmiştir.
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadiste yer alan "Elizzu" lafzı bu duaya devam edin, çokça yapın manasını ifade eder. Genel manası ise dualarınızda bu duaya çokça yer verin, dilinizden düşürmeyindir. Bu dua, yüce Allah'ın isimlerinden bir ismi içermektedir. Bu ismin İsm-i Azam olduğu hakkında görüş beyan edilmiştir. Bu isim tüm rububiyet ve ulûhiyet sıfatlarını kapsayıp, içermektedir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz bir meclise vardığında selam versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selam versin. Önce verdiği selam, sonraki selamından daha üstün değildir.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanların oturduğu bir meclise gelen kimsenin onlara selam vermesini, oradan kalkıp gitmek istediğinde de yine selam vererek oradan ayrılmasını tavsiye etmiştir. Zira geliş esnasındaki ilk selam, ayrılış esnasındaki son selamdan daha öncelikli (veya daha önemli) değildir.
İbn Abbâs ve İmrân b Husayn -radıyallahu anhum-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Cennetin baktım oradakilerin çoğunluğunun fakirler olduğunu gördüm, ateşe baktım oradakilerin çoğunluğunun kadınlar olduğunu gördüm"
Muttefekun AleyhBu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- cennete baktığını ve oradakilerin çoğunluğunun fakirler olduğunu görmüştür. Çünkü fakirlerin haddini aşmalarına sebebiyet verecek bir şeyleri yoktur. Onlar dinlerine bağlı ve itaatkar kimselerdir. Bundan dolayı kim ayetlere dikkatle bakarsa, rasulleri yalanlayanların kavmin önde gelenleri ve zenginler olduğunu görür. Ancak zayıf olanlar rasullere tabi olan kimselerdir. Bundan dolayı cennet ehlinin çoğunluğu fakirlerdir. Hadis her fakirin zenginden daha faziletli olduğunu göstermez. Ancak manası fakirlerin ceneette zenginlere göre daha çok olacağı haber verilmiştir. Fakirlikleri onları cennete sokmamıştır. Hesaplarını hafifletmiştir. Ancak onlar fakirlikle birlikte salih olmaları hasebiyle cennete girmişlerdir. Fakir salih bir kimse değilse, faziletli olamaz. Aynı şekilde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ateşe bakmış oradakilerin çoğunluğunun kadınlar olduğunu görmüştür. Bunun sebebi kötü adetlerin tabiatlarına galip gelip onların meraklısı olmalarından dolayıdır. Kocaya nankörlük etmeleri ve çokça lanet etmeleri bu bağlamdadır. Onların üzerine düşen dinlerini muhafaza edip ateşten kurtulmalarıdır.
Sâbit'ten, o da Enes -radıyallahu anh-'tan rivayet etti.''Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-" Bize nasıl namaz kıldırırken gördüysem size de öylece namaz kıldırmaktan geri kalmam.Sâbit demiştir ki:Enes öyle bir yapardı ki, -onu sizin yaptığının görmüyorum-. Başını rükudan kaldırdığı vakit kendisini gören -unuttu gâliba diyecek kadar ayakta dikilirdi. Secdeden başını kaldırdığı zaman dahî gören unuttu galiba! diyecek kadar dururdu.''
Muttefekun AleyhEnes -radıyallahua anh- şöyle diyordu ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in " Bize nasıl namaz kıldırırken gördüysem ona uymanız ve onun gibi kılmanız için size de öylece namaz kıldırmaktan geri kalmam.Sâbit el-Bunânî dedi ki:Enes namazı tam ve güzel olarak kılardı.Sizi onun yaptığı gibi yaparken görmüyorum.Rukûdan sonra kıyamı uzun tutardı.Secdeden sonra da oturuşu uzun tutardı.Başını rükudan kaldırdığı vakit kendisini gören -kıyamının uzunluğundan- o rukû ile secde arasındaki kıyamda olduğunu unuttu gâliba diyecek kadar ayakta dikilirdi. Secdeden başını kaldırdığı zaman dahî gören -oturuşunun uzunluğundan- unuttu galiba! diyecek kadar dururdu.
Câbir b. Semura'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldiğimizde bizden birisi meclisin son kesiminde (boş olan yerde) otururdu
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in meclisinde sahabelerin -radıyallahu anhum- edebi açıklanmıştır. Öyleki onlardan biri Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in meclisine geldiğinde meclisin son kesiminde boş olan yere otururdu. (Eğer boşsa)İster meclisin ortası olsun istersede arkasına otursun fark etmezdi. Bir kimse bir tupluluğun yanına girdiğinde meclisin son bulduğu yere oturur. Meclisin ortasına doğru hareket etmez. Ancak bir kimse yerini ona verirse yada onun için meclisin ortasında bir yer ayrıldı ise bunda bir beis yoktur. Ancak meclisi yara yara geçer ve insanlara çekilin meclisin ortasına oturacağım derse, bu Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in ve ashabının -radıyallahu anhum- izlediği yolun hilafınadır. Bu durum insanın kibir sahibi ve kendini beğenmiş olduğuna delalet eder.
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunan bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Cennetle cehennem aralarında münakaşa ettiler. Cehennem dedi ki; bana zorbalar ve kibirlenenler giriyor. Cennet de; bana zayıf ve miskinler giriyor, dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, aralarında şöyle hükmetti. “Sen ey cennet! Benim rahmetimsin. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime rahmet ederim." buyurdu. Cehenneme de; "Sen benim azabımsın. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime azap ederim. Ben her ikinizi de mutlaka dolduracağım."
Müslim rivayet etmiştirHadisin anlamı: Cennet ve cehennem münakaşa edip birbirlerine karşı delil getirdiler. Her birinin kendine göre delili vardı. Bu, akılların anlayabilesi zor olan bir konu olsa da kendisine iman edilmesi gereken gaybî meselelerdendir. Cennet ve cehennem birbirlerine karşı deliller getirdiler. Cehennem kendisine sertlik ve katılık sahibi zorbaların ve insanları küçük gören kibirli kimselerin girdiğini söyleyerek delil getirdi. Bu kibirli kimseler hakkı kabul etmezler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Kibir; haktan hoşnut olmamak ve insanları küçük görmektir." Zorbalar ve kibirliler cehennem ehlidir. Bundan Allah’a sığınırız. Bir kimse, insanlara karşı güzel ahlak sahibi kimse olsa dahi hakkı kabul etmemesi ve hakka karşı kibirlenmesi (büyüklenmesi) sebebi ile ateş ehli kimse olabilir. İnsanlara karşı yumuşaklığı ve güzel muamelesi ona bir fayda vermez. İnsanlara karşı yumuşak bir tarafı olsa dahi o, zorbalık ve kibir sahibi kimsedir. Çünkü o, hakka karşı büyüklenmiştir. Cennet ise, kendisinde insanların zayıflarının ve fakirlerinin olduğunu haber vermiştir. Ve çoğunlukla bu kimseler, hakkı kabul eder ve hakka boyun eğerler. Kibir ve zorbalık ehli kimseler ise çoğunlukla hakkı kabul etmez ve ona boyun eğmezler. Bunun üzerine Allah ikisi arasında hükmetti ve cennete; “Sen benim rahmetimsin. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime rahmet ederim." diye buyurdu. Cehenneme de; “Sen benim azabımsın. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime azap ederim. Sonra Allah -azze ve celle- şöyle buyurdu: “Sizden her birinizi doldurmak bana düşer, buyurdu.” Yani Allah Azze ve Celle, cennet ve cehennemi doldurmayı kendi üzerine bir vacip kıldı. Allah Subhanehu’nun fazlı ve rahmeti azabından geniştir. Muhakkak ki Allah, kıyamet günü cehenneme koyacaklarını koyduktan sonra cehennem: Daha yok mu? diyecek. Yani bana daha fazla kimseyi verin, artırın, diyecek. Bunun üzerine Allah, ayağını bir rivayete göre de bacağını cehennemin üzerine koyar ve Rab -Azze ve Celle-’nin ayağını cehennemin üzerine koyması sebebi ile cehennem bir tarafı diğer tarafının içine geçmiş bir şekilde büzülür, dürülür. Bunun üzerine cehennem; yeter artık, yeter artık, der. İşte bu cehennemin dolmasıdır. Cennet ise geniştir. Genişliği gökler ve yer kadardır. Oraya cennet ehli girer, fakat cennet ehli girdikten sonra orada fazladan yer kalır. Allah cennet için toplumlar yaratır ve fazlı ve rahmeti ile onları cennete girdirir. Çünkü Allah, orayı dolduracağını vadetmiştir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Sizler muhakkak birçok ameller yapmaktasınız ki, onlar sizin gözlerinizde kıldan incedir. Şu muhakkak ki, bizler Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında onları, helâk edici günâhlardan sayardık."
Buhârî rivayet etmiştirDeğerli sahâbi Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- bazı amellerde gevşek davranan bir topluluğa hitap ederken şöyle dedi: Sizler kime karşı işlendiğine bakmadığınız için bazı günahları küçük görüyorsunuz. Sizin nazarınızda o günahlar gerçekten küçücüktür. Ancak sahabeler, günahı işledikleri zâtı (Allah'ı) tazim ettikleri (yücelttikleri, yani kime karşı günah işlediklerini bildikleri) için onları helâk edici günahlardan sayarlardı. Bunun sebebi onların korkularının şiddetinden ve nefislerini muhasebe ve murâkabe etmelerinden dolayıdır.
Üseyd b. Hudayr ve Enes b. Mâlik -radıyallahu anhumâ-’dan rivâyet edildiğine göre Ensar'dan bir adam: "Ey Allahın Rasûlü, falan kişi gibi beni de vâli tayin etmez misiniz?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Siz, benden sonra adam kayırma olayları göreceksiniz. Havz'ın başında bana kavuşuncaya kadar sabrediniz!» buyurdu.
Muttefekun AleyhBir adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelip, başkalarını bir makamla görevlendirdiği gibi kendisini de bir makamla görevlendirmesini talep etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o kimseye ve ashabına; gelecekte malları ve hayırları tebasıyla paylaşmayan yöneticilerden gelecek zulüm ve haksızlıklar karşısında sabretmeleri gerektiğini haber verdi. Onlara, Havz'ının başında toplanana kadar sabretmelerini emretmiştir.