





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah bir kulu hakkında hayır dilerse, cezasını ertelemeyip bu dünyada verir. Kulu için bir şer dilerse, cezasını erteleyip kıyamet gününde verir.»
Tirmizî rivayet etmiştirAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah -Azze ve Celle-’nin kulunun cezasını ertelemeyip bu dünyada vermesi, kulu için hayır murad ettiğinin göstergesi olduğunu haber vermiştir. Ta ki bu dünyadan günahsız bir şekilde ayrılıp, kıyamet günü huzura çıktığında cezasını çekeceği günahı bulunmasın. Çünkü acil olarak hesabı görülenin daha sonraki hesabı daha hafif olur. Kulu için şer murad etmesinin göstergesi ise, dünyada günahlarının hesabı sorulmadan kıyamet günü geldiğinde günahlarından hesaba çekilmesidir. Bu kimseye kıyamet gününde hak ettiği şekilde karşılığı verilir.
Mus'ab b. Sa'd'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Sa'd (b. Ebî Vakkâs) -radıyallahu anh-, kendisinden aşağıda (fakir veya zayıf) olanlara karşı bir üstünlüğünün olduğunu düşünmüştü. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Siz ancak içinizdeki zayıflar sebebiyle yardım görüyor ve rızıklandırılıyorsunuz.»
Buhârî rivayet etmiştirSa'd b. Ebû Vakkâs -radıyallahu anh- cesareti ve benzeri özelliklerinden dolayı kendisinden daha zayıf olanlara karşı bir üstünlüğü olduğunu düşünüyordu! Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: 'Siz ancak zayıflarınızın duaları, namazları ve ihlasları sayesinde yardım görüyor ve rızıklandırılıyorsunuz.' Zira zayıflar, kalpleri dünya süsüne bağlanmaktan uzak (ve boş) olduğu için çoğunlukla duada daha ihlaslı, ibadette ise daha huşuludurlar.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bir hastaya geçmiş olsun ziyaretinde bulunur yahut Allah rızası için bir kardeşini ziyaret ederse, bir münadi ona şöyle nida eder: Dünya ve ahirette hoş yaşayışa eresin. Bu gidişin de hoş oldu. Kendine cennette bir yer hazırladın!»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirKim, Allah rızası için bir arkadaşını ziyaret eder ya da hasta ziyaretinde bulunursa Alah'ın katından bir melek, ona: Günahlardan arındın, Allah'ın katındaki büyük sevaptan dolayı mutlu oldun. Cennette oturacağın bir saray edindin, diye seslenir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, o şeyi anlaşılana kadar, üç defa tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiğinde de (duyulana kadar) üç defa selam verirdi.”
Buhârî rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ın hadisinde heber verildiği üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, anlaşılana kadar üç defa tekrar ederdi. "Anlaşılana kadar tekrar ederdi" ifadesi anlaşıldığında tekrar etmediğine delalet etmektedir. Ancak kişi manasını iyi bilmediği için anlamadıysa ya da az duyan birisi ise veyahut da bir gürültü varsa, o kimseye anlayana kadar tekrar ederdi. Bu durumlarda seni anlayana kadar tekrar etmek müstehaptır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir topluluğa selam verdiğinde üç kez selam verirdi. Yani üç kereden fazla selamı tekrar etmezdi. Selam verir, selamı (duymadıkları için) almazsalar ikinci kez verir, bunda da alan olmazsa üçüncü kez verir, bunu da almadıklarında selam vermeyi terk ederdi. Aynı şekilde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yere girmek için üç kez izin isterdi. Bir kimse başka bir kimsenin yanına girmek için kapısını üç kez çalar. Eğer ses veren olmazsa oradan geri döner. Bazı şeyleri üç kez tekrarlayıp sonra bitirmek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetidir.
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbından iki kişi karanlık bir gecede Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanından ayrıldılar. Önlerinde meş'ale gibi iki ışık meydana geldi. Birbirlerinden ayrılınca da evlerine varıncaya kadar her birinin yolunu bir ışık aydınlattı.
Buhârî rivayet etmiştirBu hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbından iki kişinin açık kerameti vardır. Hadisin diğer rivayet yollarında bu iki sahabenin Abbâd İbn Bişr ve Useyd İbn Hudayr -radıyallahu anhum- oldukları belirtilmiştir. Bu iki sahabe normalde bir insanın yolda yürümesinin çok zor olduğu kapkaranlık bir gecede Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında idiler. Allah, bu iki kıymetli sahabeye hayrete düşüren bir kerametle ikramda bulundu. Allah, ikisinin önüne, yürüdükleri yolu aydınlatan tıpkı elektrikli bir lamba gibi bir ışık koydu. Onlar birbirinden ayrıldıktan sonra da bu iki ışık onlar güvenle evlerine ulaşıncaya kadar onların önlerini aydınlatmaya devam etti.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Mümin'den başkasını arkadaş edinme, yemeğini de Allah'tan hakkıyla korkanlardan başkası yemesin.»
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirEbû Saîd -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiği hadis, Müslüman kimsenin her daim salah ehli ile arkadaşlık yapmasının gerekliliğini ifade etmektedir. Aynı zamanda hadis, müminlerle dostluk kurmanın gerekliliğini, kâfir ve münafıklardan da uzak durmanın gerekliliğini içermektedir. Çünkü kâfir ve münafıklar ile arkadaşlık yapmak dine zarar verir. Müminden kasıt; mümin olan kimselerdir. Salihlerle beraber olmayı şu sözüyle açıklamıştır: «Yemeğini de Allah'tan hakkıyla korkanlardan başkası yemesin.» Vera sahibi olan kimse yemeğini Allah'a ibadette sarf eder. Manası, yemeğini de Allah'tan hakkıyla korkanlardan başkasına yedirmemelidir. Bu kapsama düğün yemeğine vb. şeylere davet etmek de girer. Davet edilen kimsenin, iman ve salah ehli olmasına dikkat edilmesi gerekir.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Ben yolculuğa çıkmak istiyorum, benim için hayır duâ et. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Allah azığını takva etsin.» dedi. Adam biraz daha dua et! dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah günahını bağışlasın!» buyurdu. Adam: Biraz daha dua et, deyince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Nerede olursan ol, Allah sana hayrı kolay kılsın!»
Tirmizî rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Sefere çıkmak isteyen bir adam Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi. Sefer için izin istedi ve azık talebinde bulundu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- azık gibi ona fayda verecek bir duada bulundu. Azığı emirleri yerine getirip yasaklardan kaçınmaktı. Daha sonra duanın hayır ve bereketini umarak daha fazla dua etmesini istedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kalbinin güzelliğinden dolayı onun bu talebine icabet etti ve; «Allah günahını bağışlasın!» buyurdu. Sonra duanın hayır ve bereketini umarak daha fazla dua etmesini istedi. Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem- güzel bir şekilde kurtuluşu ve iyiliği toplayan bir dua ile duasını bitirdi. Hangi mekânda ve zamanda olursa olsun, iki cihanda hayrı ona kolaylaştırması için dua etti.
Sâbit -rahimehullah-'dan rivayet edildiğine göre Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- ona şunları söyledi: Ben çocuklarla oynarken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanıma geldi; bize selâm verdi ve beni bir işe gönderdi. Bu sebeple annemin yanına geç döndüm. Eve varınca annem: Niye geç kaldın? diye sordu. (Ben) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni bir işe göndermişti; onun için geciktim, dedim. Annem: Neymiş o iş? diye sorunca: Bu bir sırdır, dedim. Bunun üzerine Annem: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sırrını kimseye söyleme! dedi. Enes -radıyallahu anh- bu olayı anlattıktan sonra Sâbit el–Bunânî’ye şunları söyledi: Şayet bu sırrı birine açacak olsaydım, vallahi sana söylerdim, Sâbit!
Muttefekun AleyhSâbit, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hizmetkarı Enes -radıyallahu anh-'dan şöyle rivayet etmiştir: Enes -radıyallahu anh- çocuklarla oynarken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanıma geldi. O zamanlar Enes -radıyallahu anh- küçük çocuktu. Çocuklar oynarken onların yanına geldi ve onlara selam verdi. Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ı yanına çağırdı, bir iş için gönderdi. Bu sebeple Enes, annesinin yanına geç döndü. Eve varınca annesi: Niye geç kaldın? diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni bir işe gönderdi; onun için geciktim, dedi. Annesi: Neymiş o iş? diye sorunca: Enes, annesine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sırrını haber vermeyeceğim dedi. Yani bu sırrı kimseye haber vermeyeceğim dedi. Bunun üzerine Annesi: Onu teyid ederek ve özrünü kabul ederek; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sırrını kimseye söyleme, dedi. Çünkü Enes -radıyallah anh- annesine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sırrını söylemek istememiştir. Enes -radıyallahu anh- bu olayı kendisinden ayrılmayan öğrencisi Sâbit el–Bunânî’ye anlattı. Şayet Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in beni gönderdiği bu sırrı birine açacak olsaydım o sırrı sana söylerdim, dedi.
Huzeyfe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir yemeğe oturduğumuzda, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yemeğe başlamadan ve elini yemeğe uzatmadan biz ellerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir gün yine onunla birlikte bir yemekte bulunuyorduk. Derken, sanki birisi onu itiyormuş gibi aceleyle gelen bir genç kız, elini yemeğe uzatmak istedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hemen onun elini tuttu. Ardından yine sanki birisi onu itiyormuş gibi aceleyle gelen bir bedevî geldi ve elini yemeğe uzatmak istedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun da elini tuttu. Sonra şöyle buyurdu: «Şüphesiz Şeytan, üzerine Allah'ın adı anılmayan yemeği kendisine helâl kılmaya çalışır. Bu genç kızı da o yemeği kendisine helâl kılmak için getirdi; ben onun elini tuttum. Ardından bu bedevîyi de aynı maksatla getirdi; ben onun da elini tuttum. Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Şeytanın eli, bu ikisinin eliyle birlikte benim elimin içindeydi.»
Müslim rivayet etmiştirHuzeyfe -radıyallahu anh- şöyle aktarmaktadır: "Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir yemekte bulunduğumuz zaman, o yemeğe başlamadan ve elini uzatmadan biz de ellerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir defasında yine onunla birlikte bir yemekte bulunuyorduk. Derken, çok hızlı geldiğinden sanki birisi onu itiyormuş gibi görünen genç bir kız geldi ve elini yemeğe uzatmak istedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun elini tuttu. Ardından, yine sanki birisi tarafından itiliyormuş gibi aceleyle gelen bir bedevî geldi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, yemeğe dokunmasına fırsat vermeden onun da elini tuttu. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Şüphesiz Şeytan, bir kimse yemeğe Allah'ın adını anmadan başladığında o yemeğe ortak olup ondan yeme imkânı bulur. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle demiştir: Bu genç kızı da o yemeği kendisine helâl kılmak için getirdi; ben onun elini tuttum. Sonra bu bedevîyi de aynı maksatla getirdi; ben onun elini de tuttum. Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Şeytanın eli, o kızın eliyle birlikte benim elimin içindeydi. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'ın adını anarak (besmele çekerek) yemeğe başladı.