





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yatağı deriden yapılmış ve hurma lifiyle doldurulmuştu. Müslim'de gelen rivayete göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaslandığı yastığı deriden yapılmış ve hurma lifiyle doldurulmuştu.
Muttefekun aleyhMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in uyuduğu yatağın, tabaklanmış deriden yapılmış ve hurma lifiyle doldurulmuş; yaslandığı yastığın da aynı şekilde olduğunu haber vermiştir.
Müminlerin annesi Cüveyriye bint el-Hâris'in kardeşi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kayınbiraderi Amr b. el-Hâris -radıyallahu anhum-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettiğinde geride dirhem, dinar, erkek köle, cariye (kadın köle) hiçbir şey bırakmadı. Sadece beyaz katırını, silahlarını ve sadaka olarak ayırdığı bir parça toprağı bıraktı.
Buhârî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettiğinde geride ne bir gümüş dirhem, ne bir altın dinar; ne bir erkek, ne de bir kadın köle; ne bir koyun, ne de bir deve; ne de herhangi bir para bıraktı. Sadece bindiği beyaz katırını, taşıdığı silahını ve sağlığı yerindeyken ibnüssebil olan kimseye bir parça toprağı bıraktı.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Allah'ın Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hitap ederken her zaman şöyle derdi: «Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur; ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur.»
Ahmed rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in -çok nadir durumlar dışında- şu iki şeyi zikretmeden (anmadan) neredeyse hiçbir hutbe vermediğini ve hiçbir vaazda bulunmadığını bildirmektedir: Birincisi: İçinde bir başkasının malına, canına veya ailesine (namusuna) karşı hainlik besleyen kimsenin imanı kâmil (tam) değildir. İkincisi: Sözleşmelere ve verilen sözlere (ahitlere) ihanet eden ve bunları bozan kimsenin dini kâmil (tam) değildir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- oturan bazı kişilerin yanına gelerek şöyle buyurmuştur: «Sizin hanginizin hayırlı, hanginizin şerli olduğunu size bildireyim mi?” dedi. Orada bulunanlar sustular. (Bunun üzerinde Rasûlullah sorusunu) üç kere tekrarladı. Sonra bir adam dedi ki: Evet! Ey Allah’ın Rasûlü! Bize aranızda en hayırlı olanı ve en kötü olanı söyleyin. Buyurdu ki: «En hayırlınız, kendisinden hayır beklenilen ve kötülüğünden emin olunandır. En şerliniz ise kendisinden hayır beklenmeyen ve kötülüğünden de emin olunmayandır.»
Tirmizî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- oturan bazı sahabelerinin yanına giderek; "Size en hayırlınızı ve en kötünüzü söylemeyeyim mi?" diye sordu. Sahabeler, aralarında iyi ve kötü olanların ayırt edilmesinden ve kötülerin (hayırlı olmayan iş yapanların) ortaya çıkmasından korktukları için konuşmadılar ve cevap vermediler. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara bu soruyu üç defa tekrarladı ve içlerinden biri şöyle cevap verdi: Evet! Ey Allah'ın Rasûlü! Bize aramızda en iyi ve en kötü olanın kim olduğunu söyle. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara şöyle buyurdu: Sizin en hayırlınız, iyiliği, şefkati ve doğruluğu beklenen ve umulan, şerrinden emin olunan, haksızlık yapmasından, kötülüğünden ve zulmünden korkulmayan kimsedir. Sizin en kötünüz ise, iyiliği, şefkati ve doğruluğu umulmayan ve beklenmeyen, haksızlık yapmasından, kötülüğünden ve zulmünden korkulan kimsedir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayet ettiğine göre o şöyle buyurmuştur: «Kim insanlara teşekkür etmez ise, Allah'a da şükretmez»
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine yapılan iyilik ve cömertlik için insanlara teşekkür etmeyen kimse, genellikle Allah'a da şükretmeyeceğini bildirmiştir. Çünkü bu iki durum birbiriyle bağlantılıdır; zira insanların yaptığı iyiliklere karşı nankörlük eden ve onlara teşekkür etmeyen kimse, Allah'ın nimetlerine karşı da nankörlük etme ve O'na şükretmeme alışkanlığına sahip olur.
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkarken kendi kendine: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den hiç ayrılmayacağım; hep onun yanında bulunacağım”, dedi. Sonra Mescid’e gidip oradaki sahâbîlere Peygamber -aleyhisselâm-’ın nerede olduğunu sordu. Onlar da: Şu tarafa doğru gitti, dediler. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- olanları şöyle anlattı: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gittiği yeri sora sora, nihayet O'nun Eris Kuyusu’nun bulunduğu bahçede olduğunu öğrendim. Ben de bahçe kapısının yanına oturdum. Peygamber -aleyhisselâm- tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Ben de kalkıp yanına vardım. Baktım ki Eris Kuyusu’nun kenarındaki taşların üzerine, kuyu ağzındaki bileziğin tam ortasına oturmuş, baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmış. Kendisine selâm verdikten sonra geri dönüp kapının yanına oturdum. Kendi kendime: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapıcısı olacağım”, dedim. O sırada Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. Kim o? diye sordum. Ebû Bekir, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına vardım ve: Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!» buyurdu. Geri dönüp Ebû Bekir’e: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ebû Bekir içeri girdi. Peygamber -aleyhisselâm-’ın sağ tarafına geçip onun yanına, kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve tıpkı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gibi baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıttı. Ben de geri dönüp yerime oturdum. Ben evden çıkarken abdest almakta olan kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. O sırada birinin kapıyı ittiğini gördüm. Kim o? diye sordum. Ömer b. Hattâb, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına giderek selâm verdim ve: Ömer geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Ömer’in yanına dönerek: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sol tarafına geçerek kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Ben de dönüp kapının yanına oturdum. Kardeşimi düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. Bu sırada biri gelip kapıyı itti. Kim o? diye sordum. Osman b. Affân, dedi. Biraz bekle, diyerek Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına gittim ve onun geldiğini haber verdim. «İzin ver ve başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdele!» buyurdu. Geri döndüm ve: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim. Osman içeri girdi. Kuyu bileziğinde oturacak yer kalmadığını görünce, onların karşılarında bir başka yere oturdu. Saîd ibnu’l-Müseyyeb dedi ki: Ben bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordum. Başka bir rivayette: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana kapıyı korumamı emretti. O rivayette şu ilave de vardır: Osman -radıyallahu anh- müjdeyi duyunca Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi.
Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhEbû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edilen hadiste O, bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkmış ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ararken kendi kendine: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den hiç ayrılmayacağım; Yani giderken de gelirken de hep O'nun yanında bulunacağım, demektir. Sonra Ebu Musâ -radıyallahu anh-, O'nu bulmak için mescide geldi. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ya mescidde ya da ailesinin işleri için evinde ve yahut da ashabının faydasına olacak şeyler ile uğraşıyor olacaktı. Mescidde O'nu bulamayınca oradaki sahâbîlere Peygamber -aleyhisselâm-’ın nerede olduğunu sordu. Onlar da: Şu tarafa doğru gitti, dediler. Eris Kuyusu'nun olduğu yönü işaret ettiler. Eris Kuyusu; Kuba'nın yakınlarındaki bir kuyunun ismidir. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-, akabinde ordan ayrıldı ve Eris Kuyusu'na ulaştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i orada buldu ve kuyunun bahçe kapısının yanına oturdu. Peygamber -aleyhisselâm- tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Eris Kuyusu’nun kenarındaki taşların üzerine, kuyunun ağzının tam ortasına oturmuş, baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmıştı. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bekçisi gibi kuyunun bahçe kapısında bekçilik yapıyordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. İçeri girmek istedi. Ancak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber vermeden Ebu Bekir'in içeri girmesine izin vermedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Ebû Bekir geldi içeri girmek için izin istiyor dedi. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Geri dönüp Ebû Bekir’e: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeliyor, dedi. Cennetle müjdelemesi büyük bir müjdedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte olması için O'na izin verdi. Ebû Bekir içeri girdi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kuyunun ağzında otururken buldu ve sağ tarafına oturdu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her şeyde sağdan başlamayı seviyordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sağına O'nun oturduğu gibi yaparak oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e muhalefet etmeyi kerih görerek baldırlarını açarak oturdu. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ben evden çıkarken abdest almakta olan kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. Eğer gelirse izin ister onu da cennetle müjdelerdi. Ancak ikinci kişi içeri girmek için izin istedi. Ebû Mûsâ, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in yanına gelip Ömer geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedi. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Ömer’in yanına dönerek: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ve Ebû Bekir’i kuyunun ağzında otururken buldu. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sol tarafına geçerek oturdu. Kuyunun etrafı dardı, geniş değildi. Bu üç kişi bir taraftaydı. Sonra Osman -radıyallahu anh- izin istedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- daha önce izin isteyenlerde yaptığı gibi yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İzin ver ve başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdele!», buyurdu. Geri döndü ve: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ (imtihan) ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedi. Onun hakkında nimet ve bela bir arada toplandı. Osman -radıyallahu anh- Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi. Belaya karşı Allah yardımcım olsun, bu müjdeden dolayı da Allah’a hamd olsun. İçeri girdiğinde kuyunun etrafının dolu olduğunu görünce onların karşısına geçip oturdu ve baldırlarını açarak ayaklarını kuyunun içine sarkıttı. Çünkü kuyunun ağzı dardı. Saîd b. el-Müseyyeb - Tabiinin büyüklerindendir- bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordu. Çünkü üçünün kabri bir yerdedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma-‘nın hepsi aynı mekana defnedilmişlerdir. Dünyada iken beraber bir yerlere gider ve beraber dönerlerdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her zaman Ben, Ebû Bekir ve Ömer gittik. Ben, Ebû Bekir ve Ömer geldik derdi. O ikisi Rasûlullah’ın dostları ve yardımcılarıydı. Kıyamet gününde kabirlerinden hep birlikte çıkacaklar. Dünya'da ve Ahiret'te hep birlikte olacaklardır. Osman –radıyallahu anh- onların karşısına oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdeledi. Başına gelecek olan bela insanların onun yöneticiliğinde ihtilaf edip, ayaklanmaları ve evinde onu öldürmeleridir. Öyle ki Medine'deki evine girip, Allah’ın Kitabı önünde olduğu halde Kur'ân okurken onu (şehit ettiler) öldürdüler.
Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle derken işittim : "Meclislerin en hayırlısı geniş olanıdır."
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadis meclislerin geniş tutulmasının faziletine delalet etmektedir. Şüphesiz ki geniş meclisler hayırlı meclislerdir. Çünkü meclisler geniş olduğunda çok insanı içine alır ve meclisteki insanların kalpleri geniş ve huzur dolu olur. Bu duruma göre değişiklik arzedebilir. Bazı kimselerin odaları dar olabilir. Eğer genişliğe imkan varsa bu daha güzeldir. Biraz önce bahsettiğimiz gibi.
Ebû İdris el-Havlânî şöyle dedi: Şam Mescidi'ne girmiştim. Orada güler yüzlü bir delikanlı ve etrâfına toplanmış bir grup insan dikkatimi çekti. Bir konuda görüş ayrılığına düştüklerinde hemen o delikanlıya başvuruyor ve onun fikrini kabulleniyorlardı. Bu gencin kim olduğunu sordum: Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-’dır. dediler. Ertesi gün erkenden mescide koştum. Baktım ki o genç benden evvel gelmiş namaz kılıyor. Namazını bitirinceye kadar bekledim, sonra önüne geçerek selâm verdim ve: "Allah’a yemin ederim ki ben seni Allah için seviyorum” dedim. “Gerçekten Allah için mi?” dedi. Ben; “Gerçekten, Allah için seviyorum.” dedim. “Gerçekten Allah için mi?” dedi. Ben “Gerçekten Allah için seviyorum”, deyince hırkamdan tuttu, beni kendine doğru çekti. Daha sonra; “Müjdeler olsun! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu işittim: «Benim için birbirini sevenlere, benim rızâmı kazanmak için bir araya gelenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve infak edenlere muhabbetim vâcip oldu.»
Ahmed rivayet etmiştir - Mâlik rivayet etmiştirBu hadis Allah için birbirini sevmenin faziletine delalet etmektedir. Bu işlerde birbirlerini seven her iki taraf kastedilmiştir. "Tefâul" sigası da buna delalet etmektedir. Ancak bu ameller, fani bir amaç olmadan Allah'ın rızası için olmalıdır. Kişinin, dost olduğu kimseyi sevmesini gerekli kılar. Bu en büyük karşılıktır. Bunun şerefine delalet eder. Bir hadiste "Kim Allah için sever ve buğzeder, verir ve men ederse imanı kemale ermiş olur." şeklinde rivayet edilmiştir. Hadiste geçen "Allah’a yemin ederim ki ben seni Allah için seviyorum” dedim. “Gerçekten Allah için mi?” dedi. Ben; “Gerçekten, Allah için seviyorum.” dedim" ifadesi, imanın dillerinde dolaşıp, verilen haberin hayata geçirildiğini ifade eder. Bunu tekrar tekrar sorması, bunun önemine dikkat çekmek içindir. Hadisteki "hırkamdan tuttu" ifadesi hırkanın iki ucu kastedilmiştir. "Beni kendine doğru çekti" ifadesi ise yakınlaştırmak, ülfet, haber verdiği şeyi kabul ettiğini izhar etmek ve bunu yapanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söylediği sözle müjdelemek için yapmıştır. Ona; “Müjdeler olsun!" Yani, üzerinde olduğun şeyi kastediyorum demek istemiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu işittim ifadesi müjdelediği şeye Sâdıku'l Masdûk olan Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbi Tebareke ve Teâlâ-'dan verdiği haberini eklemiştir ki, Ebû İdris şüphesiz olarak buna iman etsin ve bu haber ile verdiği müjde tamamlansın. Zira bu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbinden aktardığı sözdür, Muaz -radıyallahu anh-'ın içtihadı değildir. Allah -Azze ve Celle-'nin "Muhabbetim vâcip oldu.” sözü o kimseler için muhabbetin, sevginin sabit olduğu kastedilmiştir. “Benim için birbirini sevenlere, rızâmı kazanmak için bir araya gelenlere" Allah'ı zikrederken birbirleriyle yardımlaşmak, koyduğu sınırları korumak, verdiği sözü yerine getirmek, O'nun emrini yerine getirmek, dinini korumak, emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınıp Allah'ın zatı için bir araya gelenler kastedilmiştir. Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'nın; "Birbirlerini ziyaret edenlere" sözünden - En doğrusunu Allah bilir- birbirlerini ziyaret etmeleri Allah'ın zatı, vechi ve rızasını kazanmak için olan, O'na itaat etmekte yardımlaşmak isteyen kimseler kastedilmiştir. Allah -Tebareke ve Teâlâ-'nın; "İnfak edenlere" sözünden düşmanlarıyla cihat etmek için ittifak eden, bunun dışında emredildikleri şeyi yerine getiren ve ihtiyaç duyana ihtiyaç duyduğu esnada vererek O'nun rızasını kazanmak için çalışan kimseler kastedilmiştir.
Üseyr b. Amr'dan rivayet edildiğine göre:Ki ona İbn Câbir de denir:Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh- Yemen'den destek birlikleri geldiği zaman onlara sordu:Aranızda Üveys b. Âmir var mı? Üveys- radıyallahu anh-'ın yanına geldi.Ve ona Üveys b. Âmir sen misin? dedi.O da Evet dedi.Murad kabilesinin Karen kolundan mısın? Evet dedi.Sende alaca hastalığı vardı, iyileştin, ondan bir dirhem büyüklüğünde yer kaldı öyle mi?Evet dedi .Annen var mı? Evet.İnsanlar hayret içinde Yemenliler de öyle Ömer bu zatı nereden, nasıl tanıyordu? Bunca bilgiyi nereden, nasıl edinmişti?Ömer'in ısrarının sebebi anlaşılıyor .Ve ardından Ömer -radıyallahu anh- Üveys'i nereden tanıdığına dair can alıcı açıklamayı yapıyor:Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bizzat işittim O buyurdu ki: ''Yemen'den destek birlikleri içinde Murad kabilesinin Karen kolundan Üveys b Âmir isimli biri gelecektir Alaca hastalığına tutulmuşsa da iyileşmiştir Vücudunda iz olarak sadece bir dirhem miktarı yer kalmıştır. Onun bir annesi vardı, ona çok iyi bakardı Eğer o bir şey hususunda yemin etse, Allah onun yeminini doğru çıkarır. Eğer becerebilirsen senin için Allah'tan af dilemesini iste!''Bu sözleri söyledikten sonra Ömer -radıyallahu anh- Üveys b Amir'den kendisi için istiğfar etmesini istiyor.O da Ömer -radıyallahu anh- için mağfiret diliyor.Ömer -radıyallahu anh- ona nereye gitmek istiyorsun diye soruyor? Üveys'de Kûfe'ye diye cevap veriyor.Ömer ona oranın yöneticisine vermen için sana bir yazı yazayım mı? diyor.Bunun üzerine Ömer: Senin için Kûfe valisine bir mektup yazayım mı? Diyor.Sıradan insanlar arasında bulunmayı daha çok severim. Üç günden sonra duyalar.Aradan bir yıl geçer Kûfe ileri gelenlerinden biri hacca gelir Ömer -radıyallahu anh- ile karşılaşır.Ömer hemen ona Üveys'i sorar o zat der ki: Ben buraya gelirken, içinde neredeyse hiç eşya bulunmayan, dört duvardan ibaret yıkık-dökük bir evde barınmakta idi.Ömer -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onun hakkında söylediklerini anlatır.''Yemen'den destek birlikleri içinde Murad kabilesinin Karen kolundan Üveys b Âmir isimli biri gelecektir Alaca hastalığına tutulmuşsa da iyileşmiştir. Vücudunda iz olarak sadece bir dirhem miktarı yer kalmıştır. Onun bir annesi vardı, ona çok iyi bakardı. Eğer o bir şey hususunda yemin etse, Allah onun yeminini doğru çıkarır. Eğer becerebilirsen senin için Allah'tan af dilemesini iste!''Bu sözleri söyledikten sonra Ömer -radıyallahu anh- Üveys b Amir'den kendisi için istiğfar etmesini istiyor.O da Ömer -radıyallahu anh- için mağfiret diliyor.Adam Üveys'e gitti ve benim için istiğfar et dedi.Sen salih bir yolculuk üzeresin benim için istiğfar et. O Kûfeli şehrine dönünce Üveys'e varıp: Benim için mağfiret dile, diye ricada bulunur Üveys geldin asıl sen benim için bağışlanma dile, der.Adam dua isteğinde ısrar edince: Sen Ömer'le mi karşılaştın? Diye sorar Adam: Evet, diye cevaplar Üveys, o kişi için af ve bağışlanma talebinde bulunur.Bu olay üzerine insanlar Üveys'in nasıl bir kimse olduğunu anlarlar.Başka bir rivayette Üseyir b. Câbir -radıyallahu anh- Kûfe ahalisi Ömer -radıyallahu anh-'ın yanına geldiler.Ve aralarında Üves ile dalga geçen bir adam vardı.Ömer -radıyallahu anh- dedi ki aranızda Karani'lerden biri var mı? O adam geldi.Ömer -radıyallahu anh-'ta dedi ki:Muhakkak ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Yemen tarafından bir adam gelecek.Ona Üveys denilir.Yemen'de annesinden başka kimseyi bırakmamıştır.Alaca hastalığına tutulmuşsa da Allah Teâlâ'ya dua etti ve Allah ondan vücudunda iz olarak sadece bir dinar ya da dirhem miktarı yer bırakmıştı.Sizden biriniz onunla karşılaşırsa sizin için Allah'tan af dilemesini iste!'' Başka bir rivayette:Ömer -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre:Muhakkak ki ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim:''Şüphesiz ki tabiinin en hayırlısı kendisine Üveys denilen bir adamdır.Onun bir annesi vardır ve kendisinde Alaca hastalığı vardı.Ona emredin size istiğfar etsin.
Müslim rivayet etmiştirÖmer -radıyallahu anh- eğer İslam ordularına yardıma gelen Yemen ehlinden savaşacak topluluklar gelirse onlara sorardı:Aranızda Üveys b. Âmir var mı? Üveys- rahımehullah- geldi.Ve ona Üveys b. Âmir sen misin? dedi.O da Evet dedi.Murad kabilesinin Karen kolundan mısın? Evet dedi.Sende alaca hastalığı vardı, iyileştin, ondan bir dirhem büyüklüğünde yer kaldı öyle mi?Evet dedi .Ömer -radıyallahu anh- ona Annen var mı? dedi:Ve ardından Ömer -radıyallahu anh-:Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bizzat işittim. O buyurdu ki: “Yemen'den destek birlikleri içinde Murad kabilesinin Karen kolundan Üveys b Âmir isimli biri gelecektir Alaca hastalığına tutulmuşsa da iyileşmiştir. Vücudunda iz olarak sadece bir dirhem miktarı yer kalmıştır. Onun bir annesi vardı, ona çok iyi bakardı. Eğer o bir şey hususunda yemin etse, Allah onun yeminini doğru çıkarır. Eğer becerebilirsen senin için Allah'tan af dilemesini iste!''Bundan Ömer -radıyallahu anh-'tan daha faziletli olduğu anlaşılmaz.Ve Ömer -radıyallahu anh-'ın mağfiret olunmadığı anlaşılmaz.İcma ile Ömer -radıyallahu anh- ondan daha faziletlidir çünkü o tabiidir sahabi tabiinden daha faziletlidir.Bu sözün içeriği ancak Üveys'in duasına icabet edilecek biri olduğunun haber verilmesidir.Ve Ömer -radıyallahu anh-'ın hayırda fazlalık olması ve duasına icabet edilecek birinden dua istemeye yönlendirmedir.Bu Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisine dua etmemizi,salatu selam getirmemizi ve kendisi için vesileyi istememizi emretmesi gibi bir şeydir ki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Adem oğlunun en faziletlisidir.Sonra da Ömer -radıyallahu anh- kendisine istiğfarda bulunmasını istedi ve o da mağfiret diledi.Sonra da Ömer -radıyallahu anh- ona şöyle dedi:Nereye gitmek istiyorsun?O da Kûfa dedi.Ömer -radıyallahu anh- ona oranın yöneticisine vermen için sana bir yazı yazayım mı? diyor.Sıradan insanlar arasında bulunmayı daha çok severim. Üç günden sonra duyalar.Aradan bir yıl geçer Kûfe ileri gelenlerinden biri hacca gelir Ömer -radıyallahu anh- ile karşılaşır.Ömer hemen ona Üveys'i sorar o zat der ki: Ben buraya gelirken, içinde neredeyse hiç eşya bulunmayan, dört duvardan ibaret yıkık-dökük bir evde barınmakta idi.Ömer -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onun hakkında söylediklerini anlatır.''Yemen'den destek birlikleri içinde Murad kabilesinin Karen kolundan Üveys b Âmir isimli biri gelecektir Alaca hastalığına tutulmuşsa da iyileşmiştir. Vücudunda iz olarak sadece bir dirhem miktarı yer kalmıştır. Onun bir annesi vardı, ona çok iyi bakardı. Eğer o bir şey hususunda yemin etse, Allah onun yeminini doğru çıkarır. Eğer becerebilirsen senin için Allah'tan af dilemesini iste!''Bu sözleri söyledikten sonra Ömer -radıyallahu anh- Üveys b Amir'den kendisi için istiğfar etmesini istiyor.O da Ömer -radıyallahu anh- için mağfiret diliyor.Adam Üveys'e gitti ve benim için istiğfar et dedi.Sen salih bir yolculuk üzeresin benim için istiğfar et. O Kûfeli şehrine dönünce Üveys'e varıp: Benim için mağfiret dile, diye ricada bulunur Üveys geldin asıl sen benim için bağışlanma dile, der.Adam dua isteğinde ısrar edince: Sen Ömer'le mi karşılaştın? Diye sorar Adam: Evet, diye cevaplar Üveys, o kişi için af ve bağışlanma talebinde bulunur.Bu olay üzerine insanlar Üveys'in nasıl bir kimse olduğunu anlarlar.Ve ona doğru yöneldiler.Çok geçmez, Üveys Kûfe'yi terk edip insanların bilmediği başka bir yere gider.