





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbni Abbâs -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, yemek yemeksizin peşpeşe bir kaç gün aç olarak gecelerdi. Ailesi de yiyecek akşam yemeği bulamazdı. Çoğu zaman ekmekleri arpa ekmeği idi.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- günlerce peşpeşe yemek yemeden uyurdu. Aynı şekilde hanımları ve aileside böyleydi. Çünkü onlar yiyecek akşam yemeği bulamazlardı. Çoğu zaman ekmekleri arpa ekmeği idi. Arpa ekmeği buğday ve diğer ekmekten daha kolay bulunan bir ekmekti.
İbni Mes‘ûd -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir keresinde Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına girdim, kendisi sıtmaya yakalanmıştı, elimi vücuduna dokundurdum ve: Gerçekten şiddetli bir sıtma nöbetine tutulmuşsunuz, dedim. ”Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ıstırap çekiyorum” buyurdu.
Muttefekun Aleyhİbn Mes'ûd -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve selem-'in yanına girdiğinde, O'nu, hastalığın şiddetinden dolayı acı çekerden bulduğunu haber vermiştir. Elini O'nun vücuduna dokundurarak Ya Rasûlullah! Gerçekten şiddetli bir hastalık nöbetine tutulmuşsunuz, dedi. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, bizden iki kişinin hastalıktan acı çektiği kadar acı çektiğini haber vermiştir. Bunun hikmeti Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sabrın en üst derecesine nail olması içindir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ın göndermiş olduğu her bir peygamber koyun çobanlığı yapmıştır» Bunun üzerine sahâbîleri: Sen de mi (koyun güttün)? diye sordular. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet, ben de Mekke ahâlîsi için karârît üzerine (karşılığında) koyun güderdim.» buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirBütün peygamberler hayatlarında koyun çobanlığı yapmışlardır. Alimler, koyun çobanlığı yapmanın hikmeti hakkında şöyle demişlerdir: Peygamberler –Allah’ın salât ve selamı onların üzerine olsun- insanın, yaratılmışları kendileri için faydalı olan şeylere yönlendirmesidir. Çünkü koyun çobanı, koyunları bazen yeşillik ve otlak yere yönlendirir, bazen bunun zıddına olan yere yönlendirir ve bazen de onları oldukları yerde bekletir. Tıpkı bir koyun çobanı gibi Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de ümmeti, ilim, hidâyet ve basiretle hayra yönlendirir. Zira çoban, iyi otlaklar hakkındaki ilmi ile koyunları daha su ve besinler için, otlak ve faydalı meralara yönlendirir. Burada koyun çobanlığı seçilmiştir. Çünkü koyun sahibi kimseler deve sahiplerinin aksine sakinlik ve sessizlik ile vasıflanmış kimselerdir. Deve sahipleri genelde sert ve kaba kimselerdir. Çünkü deve de sertlik ve kabalığa sahip bir hayvandır. Bundan dolayı Allah Subhanehu ve Teâlâ, Nebi ve Rasûlleri için koyun gütmelerini seçmiştir. Onlar bu şekilde koyunları güderek insanları yönlendirmeye alışsınlar.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, bana selam verirse, onun selamını almam için Allah mutlaka bana ruhumu iade eder. Ben de onun selamına karşılık veririm.»
Ebû Dâvûd ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine selam veren kimse ister yakın olsun ister uzak olsun, onun selamını alıp karşılık vermek için ruhunun kendisine iade edileceğini bildirmiştir. Berzah hayatı ve kabirlerdeki hayat ise gaybî bir meseledir; onun hakikatini ancak Allah bilir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Berâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Kırmızı bir elbise içerisinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den daha güzel bir kimseyi görmedim. Saçları omuzlarına kadar uzanmıştı. İki omuz arası genişceydi. Boyu ise, ne uzun ne de kısa idi.
Muttefekun aleyhBerâ b. Âzib -radıyallahu anh-, saçları omuzlarına kadar uzanan ve siyah zemin üzerinde kırmızı çizgileri bulunan bir hülle (izar ve ridâ) giyen kimseler arasında, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den daha güzelini görmediğini haber vermektedir. Ayrıca onun yaratılıştan sahip olduğu özelliklerden birinin iki omzu arasının ve göğsünün geniş olması ve boyunun uzun ile kısa arasında, orta boylu olması olduğunu belirtmektedir.
Âişe -radıyallâhu anha-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sağ elini temizlik ve yemek için, sol elini ise tuvalette temizlenmek ve benzeri işler için kullanırdı. Hafsa -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yerken, içerken ve giyinirken sağ elini, diğer işleri yaparken ise sol elini kullanırdı.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirÂişe -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sağ ve sol elini ne için kullandığını açıklamıştır. Sol eli ile, eziyet veren şeyleri temizlemek için kullanırdı. Bunlar; istinca (su ile taharet), isticmar (taş ile taharet), istinşak (burna su çekme), istinsar (sümkürme) vb. şeylerdir. Eziyet veren şeylerde sol el kullanılır. Bunun dışında kalan şeylerde ise sağ el kullanılır. Bu da sağ ele hürmet etmek (yani değer vermek) içindir. Çünkü sağ el, sol elden daha faziletlidir. Bu hadis; sağ ele değer verilmesi sebebi ile temiz ve güzel işlerde sağ elin öne geçirilip kullanılmasının müstehaplığı kapsamına girer. Âişe -radıyallahu anha-'nın; "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sağ elini temizlik ve yemek için, sol elini ise tuvalette temizlenmek ve benzeri işler için kullanırdı." sözü; "temizliğinde" yani abdet alırken sol elinden önce sağ eli ile başlar, sol ayağından önce sağ ayağı ile başlardı. Kulaklar ise baş kapsamına giren uzuvlardır. İkisine aynı anda mesh etmiştir. Ancak aynı anda tek el ile mesh edemiyorsa o zaman zaruretten dolayı sağ kulağından başlar. "Yemeğinde" (de sağ elini kullanırdı) yani yemek yerken sağ elini kullanırdı, demektir. "Sol elini de tuvalette temizlenmek için kullanırdı" istinca, isticmar ve pisliği izale ettiği için sol elini kullanmıştır. Eza veren tükürük, sümük ve bit gibi şeyleri gidermek için sol elini kullanırdı. Hafsa -radıyallahu anha-'nın hadisi sağ ile başlamanın müstehap olduğunu açıklamak için gelen Aişe -radıyallahu anha-'nın hadisini pekiştirmektedir. Sol el ise istinca, isticmar vb. eza ve pislikleri gidermek içindir.
Sevbân -radıyallahu anh-’tan- rivayet edildiğine göre Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yeryüzünü benim için katladı/dürdü. Ben de böylece yeryüzünün doğu ve batı her tarafını gördüm. Ümmetimin hükümranlığı benim için katlanan yerlerine kadar ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki hazine verildi. Rabbimden ümmetimi umumi kıtlıkla helak etmemesini ve kendilerinden olmayıp onların köklerini kurutacak dış düşmanları onlara musallat etmemesini istedim. Rabbim ise şöyle buyurdu: "Ey Muhammed! Ben bir şeye hükmettiğim zaman bu hüküm asla değiştirilmez. Ben sana ümmet hakkında şunları veriyorum: Onları genel bir kıtlıkla helak etmeyecek ve kendilerinden olmayan, köklerini kurutacak bir düşman gücünü onların başına musallat kılmayacağım. Hatta ümmetine karşı dünyanın dört bir tarafından bir araya gelseler bile. Fakat sonunda onlar, yani senin ümmetin birbirini kıracak ve birbirini esir edecektir." el-Burkâni Sahihinde rivayet etmiş ve şu lafızları da eklemiştir: «Ve ben sadece ümmetimin başına sapık liderler gelmesinden korkuyorum. Ümmetimin arasında kılıç çekilince (iç savaş çıktığında) bu, kıyamete kadar bitmeyecektir. Ümmetimden bir kabile müşriklere katılmadıkça ve ümmetimden bazı topluluklar putlara tapmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İleride ümmetim içinden otuz tane yalancı çıkacak ve hepsi de peygamber olduğunu iddia edecek. Hâlbuki ben, peygamberlerin sonuncusuyum ve benden sonra peygamber gelmeyecek. Allah Teâlâ’nın emri gelinceye (Kıyamete) kadar ümmetimden bir topluluk daima hak üzere kalacak, onları terk edenler ve muhalefet edenler onlara bir zarar veremeyecek.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştirBu hadis çok değerli bir hadis olup çok önemli işleri ve doğru haberleri kapsamaktadır. Sadık el-Masdûk (Doğru olan ve doğruluğu da tasdiklenmiş) olan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- için Allah yeryüzünü katladı/dürdü. Böylece ümmetinin sahip olacağı yeryüzünün doğu ve batı her tarafını gördü. Kendisi hakkında haber verilen bu olay gerçekleşmiştir. Ümmetinin hükümranlığı genişledi, en doğu ve en batıya kadar ulaştı. Kendisine iki hazine verildiğini haber etti ve haber verdiği gibi de oldu. Ümmeti, Kisra’nın ve Kayser’in (Sasani ve Rum imparatorlarının lakabı) içinde altın, gümüş ve mücevherler (değerli eşyaların) bulunduğu mülklerine sahip oldu. Rabbinden ümmetini umumi kıtlıkla helak etmemesini ve kendilerinden olmayıp onların köklerini kurutacak dış düşmanları onlara musallat etmemesini istediğini haber verdi. Allah da, onun ilk istediğini verdi. İkinci istediğini de ümmeti ihtilaftan, ayrılıktan ve birbirlerini öldürmekten uzak durduğu müddetçe verdi. Eğer ümmet, ayrılığa düşer ve fırkalaşırsa onların üzerine kâfirlerden düşman musallat eder. Ve bu da ümmet ayrılığa düştüğü zaman vuku buldu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinin başına sapık ve saptıran liderler ve âlimlerin gelmesinden korktu. Çünkü insanlar sapıklıklarında onlara uyarlar. Eğer bu ümmette fitne ve savaş olursa bunun kıyamete kadar devam edeceğini haber verdi ve bu da haber verdiği gibi oldu. Osman -radıyallahu anh-zamanındaki fitnenin vuku bulmasından beri günümüze kadar devam etmektedir. Ümmetinden bazılarının şirk diyarına ve dinine katılacağını/gireceğini haber veriyor. Ümmetinden bazı topluluklar şirke girdiler. Bu da haber verdiği gibi oldu. Kabirlere, ağaçlara ve taşlara ibadet edildi. Peygamberlik iddiasında bulunacak olanların çıkacağını ve her iddia edenin yalancı olduğunu, çünkü kendisinin gönderilmesiyle bittiğini haber verdi. Ve ümmetinden bir topluluğun bütün bu belalar ve başa gelen felaketlere rağmen İslam üzere kalacağını müjdeledi. Bu topluluk az olmalarıyla beraber onlara düşmanlık edenlerin ve karşı çıkanların hilelerinden zarar görmeyeceklerdir.
Ebû Bekir Es-Sıddîk -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Mağarada bulunduğumuz sırada müşriklerin ayaklarına baktım; neredeyse başımızın üzerindeydiler. Bunun üzerine: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Onlardan biri ayaklarının dibine bakacak olsa bizi hemen görür.' dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ey Ebû Bekir! Allah'ın üçüncüsü olduğu iki kişi hakkında ne düşünüyorsun?»
Muttefekun aleyhMüminlerin Emiri Ebû Bekir Es-Sıddîk -radıyallahu anh- hicret zamanında şöyle demiştir: Müşrikler Sevr Mağarası'nın üzerinde, tam başımızın üstünde dururken onların ayaklarına baktım. Biz ise mağaranın içindeydik. Bunun üzerine: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Onlardan biri sadece ayaklarının dibine bakacak olsa bizi ayaklarının altında görür.' dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: 'Ey Ebû Bekir! Allah'ın, yardım, destek, koruma ve muvaffak kılmasıyla üçüncüsü olduğu iki kişi hakkında ne düşünüyorsun?!'
Huzeyfe -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet olundu ki: "Bir gece Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber namaza durdum. Bakara suresini okumaya başladı. Ben (içimden): -Yüzüncü ayete varınca rükuya varır, dedim. Yüzüncü ayete geldikten sonra da okumasını sürdürdü. Ben: Herhalde bu sure ile bu rekatı kılacak, diye zihnimden geçirdim. Okumasına devam etti. Sureyi bitirince rükuya varır, diye düşündüm. Sonra Nisâ suresini okumaya başladı. Bitirince Âl-i İmrân suresini okumaya başladı. Ağır ağır okuyordu. Tesbih âyetleri geldiğinde 'subhanallah' diyor, dilek ayeti geldiğinde dua edip, istiyor, istiâze/sığınma ayeti geldiğinde de Allah'a sığınıyordu. Sonra rükuya vardı. 'Subhane Rabbiye'l-Azîm' demeye başladı. Rükusu da kıyamı kadar sürdü. Sonra 'Semiallahu limen hamideh. Rabbenâ leke'l-hamd' diyerek (doğruldu). Rükûda durduğuna yakın bir müddet kıyamda durdu. Sonra secdeye vardı. Secdede 'Subhane Rabbiye'l-A'lâ' diyordu. Secdesi de kıyamına yakın uzunlukta idi."
Müslim rivayet etmiştirHuzeyfe -radıyallahu anh- bir gece Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber namaza durar. Namazı oldukça uzun kılar. İlk rekatta Bakara, Nisa ve Âl-i İmrân surelerini okur. Dilek ayeti geldiğinde dua edip, istiyor, tesbih âyetleri geldiğinde 'subhanallah' diyor,istiâze/sığınma ayeti geldiğinde de Allah'a sığınıyordu. Namazının uzunluğu uyumluydu. Rükû ayakta duruşuna, secdesi de rükûsuna yakındı.