





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet olunan merfû bir hadiste şöyle haber verilmektedir: «Allah'ım! Ateşin fitnesinden, ateşin azabından, zenginlik ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirNebî –sallallahu aleyhi ve sellem- dört şeyden Allah’a sığınırdı. «Allah'ım! Ateşin fitnesinden, sana sığınırım.» Bununla ateşe düşürecek fitne manası ifade edilmiştir. Cehennemdeki hazene görevli meleklerin azarlayarak oraya girecek olanlara soru sorması da ateşin fitnesi manasına gelir. Yüce Allah’ın şu ayetinde buna işaret vardır: “İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.” «Ateşin azabından» Ateş ehli olmaktan sığınırım. Kafirler cehenneme girecek ve orada azap göreceklerdir. Tevhit ehli olanlar ise ateşte cezalarını çekip, terbiye olacaklar. Ebedi olarak azap içinde kalmayacaklar. «Kabrin azabından» Kabir yani berzah hayatı. Kişi öldükten sonra kabre konulur. Yani genel olarak insanlar ölünce kabre gömüldükleri için bu ifade kullanılmıştır. Bir görüşe göre de ölen kişinin uzuvlarının bulunduğu her yere kabir denir. Kabrin fitnesi ile kabirde iki melek tarafından sorulacak olan sorulara cevap vermekte şaşırmak kast edilmektedir. «Zenginliğin fitnesi» ile kibir, haddi aşmak, haram yollardan servet elde etmek, kazanılan parayı haram işlerde harcamak, zenginlik ve şöhret ile büyüklük taslamak manalarına gelir. «Fakirlik fitnesinin şerrinden» Kişinin zenginlere haset etmesi, servetlerine göz dikip, din ve namusunu zedeleyecek kadar kendisini alçaltması, rızık olarak verilenlere razı olmaması ve güzel olmayan sonuçlara götürecek her türlü davranışlarda bulunmasıdır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in dördüncü olarak yüce Allah’a sığındığı husus ise «Zenginlik fitnesidir.» Bu, servet toplamak için çok hırslı olmak, helal olmayan şeylerden mal kazanmak, farz olan harcama ve haklar yerine getirilmeyerek elde edilen zenginliktir. Fakirlik fitnesi ile sabır gösterilmeyen vera sahibi olunmayan fakirlik kast edilir. Böylece kimse dindar ve itidal sahibi kişilere yakışmayan davranışlara düşer. İhtiyacından dolayı haramlara bulaşır ve bunu hiç önemsemez.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste, "Bir adam Allah Rasûlü'ne gelerek yolculuğa çıkacağım. Bana nasihat et" dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Allah'tan sakınıp, takvalı ol ve her yükseğe (tırmanırken) tekbir getir." Adam arkasını dönüp, ayrılınca da, "Allah'ım! Ona yolculuğun mesafesini kısalt ve yolculuğunu kolaylaştır." diye dua etti.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBir adam Allah Rasûlü'ne gelerek yolculuğa çıkacağım. Bana nasihat et" dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona, Allah Azze ve Celle'den sakınıp, takvalı olmasını ve her yüksek rampa, tepeye (tırmanırken) tekbir getirmesini nasihat etti. Adam arkasını dönüp, ayrılınca Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- duada bulunarak, kolaylıkla hedefine rahat bir şekilde ulaşması için iyi bir binek ve onu yoracak şeylerden uzak zahmetsiz bir yolculuk niyazında bulundu.
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Aç olanı doyurun, hastayı ziyaret edin ve esir düşmüş olanı esaretten kurtarınız.»
Buhârî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- açları doyurmanın, hastaları ziyaret etmenin ve esirleri özgür bırakmanın bir Müslümanın diğer Müslümanlara karşı hakkı olduğunu açıklamıştır.
Ebû Umâme el-Bâhilî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iki adamdan bahsedildi. Bunlardan biri ibadet eden abid, diğeri ise âlimdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Âlimin âbid olana üstünlüğü, benim sizin en aşağı derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir.» Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şüphesiz ki Allah, melekleri, gök ve yer ehli, hatta yuvasındaki karınca ve balıklar bile insanlara hayrı öğretenlere dua ederler.»
Tirmizî rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iki adamdan bahsedildi; bunlardan biri ibadet eden, diğeri ise âlimdi. Bunlardan hangisi daha üstündür? Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: İslam ilimlerini öğrenen ve bunları uygulayan, öğreten âlimin bilmesi gerekenleri öğrenen ve kendisini sadece ibadete adayan âbid bir kula olan üstünlüğü, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerden fazilet bakımından en alt seviyede olanına göre üstün ve şerefli olması gibidir. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun sebebini açıklamış: Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın, Arş'ı taşıyan meleklerin, göklerin sakinlerinin, insanların, cinlerin ve bütün hayvanların, hatta yerin derinliklerinde yaşayan karıncanın, denizdeki balina ve balıklar da dahil olmak üzere, karada ve denizde yaşayan bütün hayvanların, insanlara kurtuluş ve başarı getiren din ilimlerini öğreten kimse için hayır dua ettiklerini bildirmiştir.
Huzeyfe b. Yemân -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- uyumak istediği zaman elini başının altına koyar, sonra da şöyle derdi: «Allah’ım! Kullarını bir araya getirdiğin ya da dirilttiğin gün beni azabından koru!»
Tirmizî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- uyumak için yatağına yattığında, sağ elini yastık gibi kullanır, sağ yanağını elinin üzerine koyar ve şöyle derdi: «Allah’ım!» Rabbim «beni koru» beni muhafaza et «azabından» cezalandırmandan «Kullarını bir araya getirdiğin ya da dirilttiğin gün» Hesap Günü'nde, Kıyamet Günü'nde.
Talha b. Ubeydullah -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- hilâli gördüğü zaman şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Bu hilâli bize emniyet ve iman, selâmet ve İslâm hilâli kıl. (Ey hilâl!) Benim rabbim de senin rabbin de Allah'tır." (Bu, doğruluk ve hayr hilâli olsun).
İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirTalha b. Ubeydullah -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in birinci, ikinci ve üçüncü gece hilâli gördüğü zaman şu azametli duayı ettiğini haber vermiştir: Bu dua Allah Teâlâ'dan dini ve dünyevi korkulardan onu emanda kılmasını, imanının devamını ve sebatını, imandan onu saptıracak şeyleri def etmesini içermektedir. Aynı zamanda Allah Teâlâ'dan selamet ve İslamı istemeyi içermektedir. Selamet ve güven ile bütün zararları def etmeye, İman ve İslam ile her faydayı celbetmeye dikkat çekmiştir. Sonra duasında hilale hitaben söyle seslenmiştir: (Ey hilâl!) Benim rabbim de senin rabbin de Allah'tır. Yaratıcıyı mahlukatını idare etmede başkası ile ortaklıktan tenzih etmeye işaret edilmiştir. Allah Teâlâ'ya bu hilalin, doğruluk ve hayır hilâli olması için dua etmiştir.
Übey b. Ka'b -radıyallahu anh-’dan rivâyet edildiğine göre; Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- gecenin üçte biri geçince kalkar ve şöyle derdi: “Ey insanlar! Kalkın Allah'ı zikredin. Râcife (bütün canlılara ölüm getirecek olan ilk sûra üfürülmenin) zamanı geldi, bunun hemen ardından da Radife (bütün canlıları diriltecek olan üfleniş) gelecektir. Ölüm, her türlü şiddet ve sancılarıyla mutlaka gelecektir; ölüm, mutlaka herkesi bulacaktır.” Übey diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben sana çok dua edip salavât getiriyorum; dualarımın ne kadarını sana ayırayım?” Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Dilediğin kadar!” buyurdu. Dualarımın “dörtte birini mi?” dedim; “Dilediğin kadarını!” buyurdu, “Şayet arttırırsan senin için daha hayırlıdır!” buyurdu. Bende “Yarısını ayırayım mı? diye sordum; “Dilediğin kadarını!” buyurdu, “Şayet arttırırsan senin için daha hayırlıdır!” Ben de “üçte ikisini mi?” dedim; “Dilediğin kadarını!” buyurdu, “Şayet arttırırsan senin için daha hayırlıdır!” buyurdu. Ben de o halde “Bütün dualarımı senin için (sana salât etmek için) yapacağım.” dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Sıkıntıların giderilecek ve günahların affedilecektir.”
Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadisin baş kısmında Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gecenin üçte biri olduğu zaman kalktığı ve ümmetini gafletten uyanmaları ve Allah’ın rahmetinin kemaline ulaşmada hazır olmaları için onları “ Ey insanlar! Allah’ı zikredin!” diye uyardığı zikredilmiştir. Yani, iyi amelleri yaparak ve onun dışındakileri terk ederek dil ve azâlarla zikri çoğaltarak zikrin meyvelerini elde etmeye çağırmıştır. Hadiste aynı zamanda dua eden kimsenin kendisi için dua edeceğinden bahsedilmiştir. Dua eden kimse duasının üçte birini yahut yarısını yahut da tamamını Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e salât etmek için ayırabilir. İmam Müslim’in (1/306 no:408) Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den rivayet ettiği şu hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kim bana bir kez salât ederse Allah ona on (kere) salât eder. ”Böyle yapan bir kimsenin salâtının karşılığı onun her şeyine yeter. Bundan dolayı Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Sıkıntıların giderilecek ve günahların affedilecektir.” buyurmuştur. Yani bununla devamında, sıkıntıya sebep olan ve günaha düşüren bu sebebin ortadan kalkmasını istemektesin. Edeceğin duanın yerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e salât ettiğinde senin maksadın gerçekleşmiş olur. Bu anlam uygundur ki o kimse kendisi için yapacağı duanın yerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e salât eder ve böylece kendisi için istediği şeyden daha büyük ve fazlası gerçekleşmiş olur. Bu hadisin şu manayı da ifade etmesi mümkündür. O da Onu yaptığı duaya ortak kılmasıdır. Sanki her dua ettiğinde sana da salat getirmekteyim der gibidir. Zira dua yapmadan sadece salavat getirdiğine bir işaret yoktur. Bilakis bütün deliller ile hareket ederek hem dua eder hem desalavat getirir.
Aişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Ebûbekir -radıyallahu anh-’ın bir kölesi vardı. Kazancından Ebûbekir'in tayin ettiği miktar haracı, her gün Ebûbekir'e verirdi. Ebûbekir onun haracından yer idi. O köle bir gün kazancından bir şey getirdi, Ebûbekir de ondan yedi. Köle, Ebûbekir'e: Bu sana getirdiğim şeyin ne olduğunu biliyor musun? dedi. Ebubekir: O nedir? dedi. Köle şöyle dedi: Ben Câhiliyet devrinde bir insana kâhinlik yapar, gâibden birtakım haberler verirdim. Fakat ben kâhinliği güzel yapamıyor, sadece o insanı aldatıyordum. O insan bana kavuştu da, bu kâhinlik mukabilinde bana atıyye verdi. İşte şimdi senin yediğin şey, o bana verilen maldır, dedi. Bunun üzerine Ebubekir, elini ağzına soktu da karnındaki her şeyi kustu."
Buhârî rivayet etmiştirBu çocuk, Ebûbekir -radıyallahu anh- tarafından kendisine her gün (kazandığı maldan) belirli bir miktar vermekle görevlendirilmiştir. Günlerden bir gün bu çocuk Ebûbekir -radıyallahu anh-'a bir yemek takdim etti ve Ebûbekir -radıyallahu anh- da bu yemeği yedi. Köle, Ebûbekir'e: — Bu sana getirdiğim şeyin ne olduğunu biliyor musun? dedi. Ebûbekir: — O nedir? dedi. Köle şöyle dedi: — Ben câhiliyet devrinde bir insana kâhinlik yapar, gâibden bir takım haberler verirdim. Fakat ben kâhinliği güzel yapamıyor, sâdece o insanı aldatıyordum. O insan bana kavuştu da, bu kâhinlik mukabilinde bana atıyye verdi. Kâhinlik karşılığında alınan ücret kâhin bu işi iyi de yapsa kötü de yapsa haramdır. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kahine gitmekten ve onunla konuşmaktan yasaklamıştır. Hadisi, Buhâri, Sahihi'nde (3/84 no: 2237) ve Müslim Sahihi'nde (3/1198 no:1567) Ebu Mesud el-Ensârî -radıyallahu anh-’dan rivayet etmişlerdir. Çocuk, Ebubekir -radıyallahu anh-’a bu sözü söyleyince O, elini ağzına soktu ve haramla beslenmiş olmamak için karnında olan o yediği şeyleri kusarak dışarı çıkardı. Bu mal haram bir mal idi. Çünkü haram olan bir fiil karşılığında elde edilmişti. Haram bir fiil karşılığında alınan ücret de haramdır.
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah’ın devesi Adbâ, yarışta birinciliği başkasına vermezdi. Yahut yarışı başkasına kolay kolay bırakmazdı. Bir gün binek devesine binmiş bir bedevi geldi ve yarışta onu geçti. Bu durum müslümanlara pek ağır geldi. Bu hali fark eden Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Dünyada yükselen bir şeyi alçaltmak, Allah’ın üzerine bir haktır.»
Buhârî buna benzer bir şekilde rivayet etmiştirSahabeler Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in devesi Adbâ’nın birinciliği başkasına vermeyeceği yahut yarışı başkasına kolay kolay bırakmayacağı görüşündeydiler. Bir gün bedevi birisi binek devesiyle geldi Adbâ’yla yarıştı ve onu geçti. Bu durum sahabelere pek ağır geldi. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- onların ne hissettiklerini anladığında; «Dünyada yükselen bir şeyi alçaltmak, Allah’ın üzerine bir haktır.» buyurdular. Dünyadaki her yükseliş muhakkak alçalmaya dönecektir. Bu yükseliş nefsin yükselmesine eşlik eder ise ve nefislerdeki alçalma daha çabuk olacağını bilirse alçalma ceza olur. Ancak hiçbir şey isabet etmezse döndürülür ve alçaltılır. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in hadisteki “Dünyada” ifadesi ahiret işlerinden yükseltilen hiçbir şeyi Allah -Azze ve Celle- alçaltmaz. Ayet-i Kerime'de “Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mucadele Suresi: 11) Onlar iman ve ilim vasfı üzere devam ettiği müddetçe Allah -Azze ve Celle- o kimseleri alçaltmaz. Allah -Azze ve Celle- onları alçaltması mümkün değildir. Bilakis onların zikrini yükseltir ve ahirette derecelerini arttırır.