





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şu duayı yapardı: «Ey Rabbim! Benden daha iyi bildiğin hatalarımı, cahilliğimi ve işimdeki aşırılığımı bağışla! Ey Allah'ım! Bütün bende var olan, bilerek ve bilmeyerek, kasıtlı ve kasıtsız işlediğim günahlarımı bağışla! Ey Allah'ım! Senin benden daha iyi bildiğin yaptıklarımı ve yapacaklarımı, gizlediğimi ve açığa vurduklarımı bağışla! Sen, her şeyi hakkıyla önceden veren ve erteleyensin. Sen, her şeye gücü yetensin.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kapsamlı dualarından biri de şudur: Rabbim! Günahımı, işlediğim hatamı ve suçumu; cehaletimi, benden bilgisizlik sebebiyle meydana gelen (hataları) bağışla.” "Ve bütün işlerimde aşırılığımı" ihmalim ve haddi aşmamı bağışla. "Benim bildiğimden daha iyi bildiğin (kusurlarımı)."Ey Allah’ım! Senin bildiğin, benim ise unuttuğum kusurlarımı. "Allah'ım! Hatalarımı ve bilerek işlediğim günahlarımı bağışla'' Benden kasten ve bilerek, günah olduğunu bildiğim hâlde sadır olan (günahlarımı) bağışla. "Ciddiyetle yaptıklarım ve şaka yoluyla yaptıklarım" şaka esnasında benden sadır olanlar ve her iki hâlde de benden meydana gelenleri bağışla. “Ve bunların hepsi bende vardır” Bahsedilen günah ve kusurlar bende toplanmıştır. "Allah'ım! Geçmişte yaptıklarımdan dolayı beni bağışla, gelecekte de "yapacaklarımdan dolayı" beni bağışla. "Ve gizlediğim" ve sakladığım, "Ve açığa vurduğum" ve ortaya çıkardığım günahlarmı bağışla. “Sen öne alansın, Sen geri bırakansın” yarattıklarından dilediğini, razı olduğun şeylere muvaffak kılarak rahmetine öne alırsın; dilediğini de onu yardımsız bırakman sebebiyle bundan geri bırakırsın. Senin geri bıraktığını öne alacak yoktur; Senin öne aldığını da geri bırakacak yoktur. “Ve Sen her şeye gücü yetensin.” Tam bir kudret ve iradeyle dilediğin her şeyi yaparsın.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah akşam şu duaları (okumayı) bırakmazdı: «Allah'ım! Senden dünya ve ahirette afiyet diliyorum. Allah'ım! Dinim, dünyam, ehlim ve malım hakkında senden af ve afiyet isterim. Allah'ım! Ayıbımı -ya da ayıplarımı- ört. Korktuğum şeylerden beni emin kıl. Allah'ım! Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gelecek belalardan) beni koru. Altımdan gelecek ani afet ve beladan senin azametine sığınırım.»
Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah ve akşam şu duları okumayı terk etmezdi: (Allah'ım! Senden afiyet dilerim) dünya hayatındaki hastalıklardan, belalardan ve sıkıntılardan; yakın ve uzak (dünya ve ahirette) her türlü şehvetlerden ve dini açıdan fitnelerden korunup, selamette olmayı diliyorum. (Allah'ım! Senden mağfiret dilerim) ve günahların silinip bağışlanmasını, kusurlardan selamette (ve afiyette) olmayı, (dinimde) şirkten, dalaletten ve günahlardan (ve dünyamda) musibet, zarar ve kötülüklerden, (ve ailemde), eşlerim, çocuklarım ve akrabalarımı (ve malımda) sahip olduğum malları ve amelimi selamette kılmanı dilerim. (Allah'ım! Ayıplarımı ört) ve bendeki kusurları, ayıpları, noksanlıkları gider, günahlarımı sil ve bağışla. (ve korktuğum şeylerden), endişe ve korkularımdan beni emin kıl. (Allah'ım! Beni koru), (Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden) gelecek ve bana eziyet verecek her türlü belalardan beni muhafaza et. Zira o, Allah’ın kendisini her yönden korumasını istemiştir; çünkü belalar ve musibetler insana ancak bu yönlerin birinden ulaşır ve ona bu yönlerden gelir. (Altımdan gelecek ani afet ve beladan Senin azametine sığınırım.) Ansızın ele geçirilmemden, gafletteyken habersizce helak edilmemden ve (altımdan) gelecek bir musibetle, yani yerin dibine geçirilerek helâk olmaktan Sana sığınırım.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şu duayı öğretmiştir: «Allah'ım! Kuşkusuz ben, acil olsun ertelenmiş olsun, bildiğim ve bilmediğim bütün hayırları senden isterim. Acil olsun ertelenmiş olsun, bildiğim ve bilmediğim bütün şerlerden de sana sığınırım. Allah'ım! Ben, kulun ve peygamberin olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in istemiş olduğu bütün hayırları senden ister, kulun ve peygamberin olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sığınmış olduğu bütün kötülüklerden de sana sığınırım. Allah'ım! Kuşkusuz ben Senden, Cennet'i ve ona yaklaştıran söz ve amelleri ister, Cehennem'den ve ona yaklaştıran söz ve amellerden de Sana sığınırım! Bana takdir ettiğin her hükmü benim için hayırlı kılmanı isterim.»
İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber, -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anha-'ya duanın özünü (kapsamlı duaları) öğretmiştir. Bunlar dört duadır: Birincisi: Her türlü hayrı kapsayan genel bir duadır: “Allah’ım! Bütün hayrı Senden isterim.” Yani; yakın zamanda olanını ve sonradan gelecek olanını, bana öğrettiğin ve bildiğim hayırları da, benim bilmediğim, fakat Senin ilminde olan hayırları da (isterim). Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Bu duada işler, (El-Alîm) her şeyi hakkıyla bilen, (El-Habîr) her şeyden haberdar olan, (El-Latîf) iyilik ve lütuf sahibi Allah'a havale edilmiştir. Yüce Allah, Müslüman için en hayırlısını ve en güzelini seçer. (Acele olanından ve ileride olanından, bildiğim ve bilmediğim bütün şerlerden.” Sana sığınırım, Senden korunma talep ederim. İkinci dua: Müslümanı, dua ederken haddi aşmaktan koruyan bir duadır: “Allah’ım! Senden isterim” yani Sana yönelir, Senden talep ederim; “Kulun ve Peygamberin’in Senden istediği her türlü hayırdan (bana da ver)” “Ve Sana sığınırım” yani Sana iltica eder, Seninle korunurum; “Kulun ve Peygamberin’in Sana sığındığı her türlü şerden (beni de koru).” Bu dua, dua eden kimsenin, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisi için istediği ve talep ettiği her şeyi, tek tek saymaya gerek kalmaksızın, Allah’tan istemesidir. Üçüncü dua: Cennete girmeyi istemek ve Cehennem'den uzak durmayı talep etmektir. Bu, her Müslümanın arzusudur ve bütün amellerinin nihai gayesidir: “Allah’ım! Senden Cenneti ve ona kavuşmayı isterim; Senin rızanı kazandıran her türlü salih söz ve ameli de (isterim). Ve Sana sığınırım: Ateşten; zira kötü amellerden korunmak ancak Senin lütfunladır, ve Seni gazaplandıran her türlü söz ve amel olan günahlardan (Sana sığınırım). Dördüncü dua: Allah’ın takdirine razı olmayı isteme duasıdır: “Benim için hükmettiğin her takdiri hayırlı kılmanı Senden isterim.” Yani Allah’ın benim hakkımda verdiği her hükmün ve her takdirin, benim için hayır olmasını dilerim. Bu ise, Allah’ın kazâ ve kaderine razı olmayı isteme anlamına gelen bir duadır.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in duasından biri şöyledir: «Allah'ım! Nimetinin zevalinden, afiyetin gidip de yerini hastalıklara bırakmasından, ansızın gelen azabından ve öfkene sebep olan her şeyden Sana sığınırım.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- dört şeyden Allah'a sığınmıştır: Birincisi: (Allah'ım! Nimetinin (dinî ve dünyevî) zevalinden Sana sığınırım.) İslam üzere sebat etmeyi ve nimetlerin yok olmasına sebep olan günahlara düşmekten uzak durmayı (Senden isterim). İkincisi: (Bana verdiğin afiyette olma durumumun değişmesinden) belaya çevrilmesinden; afiyetin devamını, acı, hastalık ve her türlü sıkıntıdan selâmette olmayı Senden isterim. Üçüncüsü: (ve azabının (bir bela ya da musibetin) aniden gelmesinden (Sana sığınırım.) Çünkü azap ve ceza ansızın ve beklenmedik şekilde geldiğinde, tövbe etmeye ve durumu telafi etmeye zaman kalmaz; buna uğrayan kimse için de daha ağır ve daha şiddetli olur. Dördüncüsü: (ve Senin bütün gazabından (Sana sığınırım). Yani; Senin öfkeni gerektiren bütün sebeplerden. Çünkü Senin gazabına uğrayan kimse, gerçekten hüsrana uğramış ve kaybetmiş olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu ifadeyi çoğul lafızla kullanmıştır ki; böylece Yüce Allah’ın gazabını gerektiren, sözlerden, amellerden ve inançlardan olan bütün sebepleri kapsasın.
Abdullah b. Amr b. Âs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şu kelimelerle dua ederdi: «Allah’ım! Borcun beni ezip alt etmesinden, düşmanın galip gelmesinden ve düşmanların sevinip beni ayıplamasından Sana sığınırım.»
Nesâî ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şu hususlardan Allah'a sığınmıştır: Birincisi: (Allah’ım! Sana sığınırım) yani Senden yardım diler, Sana iltica eder ve yalnız (Sana) yönelirim; başkasına değil. (Borcun galip gelmesinden) ise, onun insanı ezip alt etmesinden, baskısından, verdiği keder ve sıkıntıdan Sana sığınırım. Ayrıca borcun ödenmesi ve kapatılması hususunda Senden yardım isterim. İkincisi: (Düşmanın galip gelmesi) yani onun ezip alt etmesinden, hâkimiyet kurup tasallut etmesinden Sana sığınırım. Ayrıca düşmanın eziyetini defetmeni ve ona karşı bana zafer kazanmayı nasip etmeni Senden isterim. Üçüncüsü: “Düşmanların alay etmesinden” yani Müslümanların başına gelen bela ve musibetler sebebiyle sevinip bunu fırsat bilmelerinden Sana sığınırım.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sabahleyin şöyle dua ederdi: «Allahumme bike asbahnâ ve bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’n–nuşûr» «Allah'ım! Senin lütfunla sabaha ulaştık, senin lütfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da Sensin.» Akşamleyin şöyle dua ederdi: «Allahumme bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’n–nuşûr» «Allah'ım! Senin lütfunla akşama erdik. Senin lütfunla sabaha ulaştık. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Başka bir kere: «Huzuruna varılacak olan da Sensin.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî (Sünen-i) el-Kübrâ'da ve İbn Mâce rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah vakti girdiğinde - fecrin doğmasıyla başlayan günün ilk vaktidir- şöyle dua ederdi: (Allah'ım! Senin lütfunla sabaha ulaştık) yani Senin korumanla kuşanmış, nimetlerine bol bol ulaşmış, zikrinle meşgul, isminle yardım dileyen, tevfikinle kuşatılmış, kudret ve kuvvetinle hareket eden kimseler olarak sabaha erdik. (Senin lütfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, Sen isteyince ölürüz.) ifadesi de aynı mânâyı akşam vakti için taşır. Kişi akşamleyin: Allah'ım! Senin lütfunla akşama erdik. Senin El-Muhyî (hayat veren, yaşatan) isminle bize hayat vermenle yaşarız. Senin (El-Mümît) öldüren isminle ölürüz. (Diriliş de Sanadır) yani ölümden sonra yeniden diriliş, dağılmadan sonra tekrar toplanış Sanadır. Hâlimiz bütün vakitlerde ve her durumda bu üzere devam eder; bundan ayrılmam, onu terk etmem. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ikindi vaktinden sonra akşama girerken şöyle derdi: (Allah'ım! Senin lütfunla akşama erdik. Senin lütfunla sabaha ulaştık. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Dönüş de Sanadır. Yani dünyadaki dönüşümüz de, âhiretteki varışımız ve sığınağımız da Sanadır. Beni dirilten de Sensin, beni öldüren de Sensin.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- (bir gün): «Sakın yollarda oturmayın!» buyurdu. Bunun üzerine; "Ya Rasûlullah! Oturmadan edemeyiz, oralarda (oturup) konuşuyoruz, dediler." Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Mutlaka oturacaksınız, bari yola hakkını verin!» buyurdu. Bunun üzerine: "Ey Allah`ın Rasûlü, onun hakkı nedir?" diye sordular. Şöyle buyurdu: «Gözlerinizi kısmak (harama bakmamak), (gelip geçeni) rahatsız etmemek, selamı almak ve emr bi`l-ma'ruf nehy-i ani`l-münker yapmak (iyiliği emredip kötülükten alıkoymak) tır!»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabesini yollarda oturmamaları konusunda uyardı. Dediler ki: Oturmamız gerekiyor. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Eğer mutlaka oturacaksanız yolun hakkını verin.» Bu hakkın, gözlerini kapatarak önlerinden geçen kadınlara bakmamaları, önlerinden geçenlere sözlü yada fiili eziyet vermemeleri, kendilerine selam verenin selamlarını almaları ve iyiliği emretmeleri ve şayet önlerinde bir münker görürlerse onu inkar etmeleri -bunu yapmalarının gerekli olduğunu- haber verdi.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: «Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- çoğu zaman şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru!»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dua ederken ekseriyetle birçok duayı da kapsayan dua ederdi: «Allah'ım! Bize dünyada da güzellikler ver! Ahirette de güzellikler ver! Bizi Cehennem azabından koru!» Bu dua; bol ve helal rızık, saliha bir eş, gözün nuru olan bir evlat, rahatlık, faydalı ilim, salih amel, sevilen ve caiz olan istek ve arzuları da içeren dünya nimetlerini, kabir azabı, kıyamet günü mahşer alanında ve Cehennemden selamette olmayı, Allah'ın rızasını kazanmayı, sonsuz nimetleri ve Rahman olan Rabbe yakın olmayı da kapsayan ahiret nimetlerini içerir.
Şeddâd b. Evs –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «"Seyyidu'l-istiğfar duası şöyle söylemendir: Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ibadete layık (hak) ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. Bana lütfettiğin nimetleri itiraf ediyorum. Günahlarımı itiraf ediyorum. Beni affet, şüphe yok ki günahları senden başka affedecek yoktur.» Ardından da şöyle buyurmuştur: «Bir kimse bu duayı, bunu inanarak gündüz okur da, o gün de akşam olmadan vefat ederse o kimse Cennet ehli olur. Yine bu duayı inanarak gece okur da sabah olmadan vefat ederse yine Cennet ehli olur.»
Buhârî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- istiğfar etmek için bazı lafızların bulunduğunu, bunlar arasında en faziletli ve azametli olanın da kulun şu sözleri olduğunu haber vermiştir: «Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka hak ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim ahit ve vaat üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerime olan nimetimi, günahlarımı kabul ve itiraf ediyorum. Beni bağışla. Şüphesiz günahları ancak sen bağışlarsın.» Kul, önce Allah'ı birlemeyi kabul eder. Allah'ın kendisinin yaratıcısı ve ortağı olmayan ilahı olduğunu, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'ya vadettiği iman ve itaate, gücü nispetinde bağlı kaldığını kabul eder. Çünkü kul, ne kadar ibadet yaparsa yapsın, Allah'ın kendisine emrettiklerini yerine getiremediği gibi, nimetlere şükretmenin gereğini de yerine getiremez, Allah'a sığınmalı ve güvenmelidir. Şüphesiz ki O, kulun yaptığı kötü işlerden kendisine sığınılacak olan tek varlıktır. Allah'ın kendisine bahşettiği nimetini gönüllü olarak kabul eder ve bilir. Günahını ve isyanını kabul edip itiraf ederek kendine döner. Allah'a yaptığı bu yalvarıştan sonra, affı, lütfu ve rahmetiyle kendisini bağışlamasını, günahlarını örtmesini, günahlardan korumasını Rabbinden niyaz eder. Çünkü günahları, Aziz ve Celil olan O'ndan başka kimse bağışlayamaz. Sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun sabah ve akşam zikirlerinden biri olduğunu söylemiştir. Güneş'in doğuşuyla zeval vakti arasındaki gündüz vaktinde manasını hatırına getirerek ve iman ederek bu zikri yaptıktan sonra ölen kimsenin Cennet'e gireceğini bildirmiştir. Kim de bu zikri geceleyin Güneş'in batımından şafağa kadar olan vakitte yapar ve sabah olmadan önce ölürse Cennet'e girer.